Skip to main content

Full text of "Kırmancca ( Zazaca) Konuşan Kürtler Ve 20. Yüzyıl Kürt Direnişlerinde Rolleri"

See other formats


KIRMANCCA (ZAZACA) KONUŞAN KÜRTLER VE 20.YÜZYIL KÜRT 
DİRENİŞLERİNDE ROLLERİ 

Munzur Çem 

Kimi Genel Bilgiler 

Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtler, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde 
kalan Kuzey Kürdistan'da yaşıyorlar. Türkiye'de süregelen yasaklar nedeniyle, Kürtlerin 
tümü gibi bunların sayısı hakkında da kesin bir şey söylemek güç. Tahmini olarak 3-3,5 
milyon civarında olduklarını söyleyebiliriz. Kırmancların yaşadıkları iller: Çewlig (Bingöl), 
Dersim (Tunceli), Erzıngan (Erzincan), Erzırom (Erzurum), Qers (Kars), Muş, Xarpet 
(Elazığ), Diyarbekir, Ruha (Urfa), Semsûr (Adıyaman), Bedlis (Bitlis) ve Sert ( Siirt) (1) 
illeridir. Ayrıca Niğde, Kayseri, Gümüşhane ve Sivas gibi Türkiye illerinde de sayıları az da 
olsa varlar. Kürtlerin bu kesimi, Çewlig (Bingöl) ile Dersim (Tunceli)' de nüfusun 
çoğunluğunu oluştururken, yaşadıkları öteki illerde azınlık durumundalar. 

Kurmancca lehçesini konuşan Kürtler gibi Kırmancca (Zazaca) konuşanlar da dinsel açıdan 
iki gruba ayrılmış durumdalar. Elazığ, Bingöl ve Muş illerini birbirine bağlayan karayolun 
kuzeyinde kalanlar Alevi (2), güneyinde yaşayanlar ise sünni islamlar. Bunun tek istisnası, 
Çewlıg (Bingöl)' in Bongılan (Solhan) ilçesidir. Bu yörede, söz konusu yolun kuzeyinde kalan 
bir kısım köylerin halkı sünnidir. 

Kırmancca (zazaca) konuşan Kürtlerin yaşadıkları bölgeler oldukça dağlıktır. Devletle 
aralarında sık sık yaşanan çatışmalar, elverişsiz doğa koşulları ve yoksulluk, onları geçmişte 
sürekli olarak sürgün ve göçlerle yüz yüze yaşamak zorunda bıraktı ki bu gün halen de aynı 
durum devam ediyor. 

Kırmanc (zaza) Kürtler, kendilerini her yerde aynı adla adlandırmazlar. Yani geleneksel 
olarak ortak bir kimlik adına sahip değiller. Örneğin, Dersim, Erzıngan ve Erzurum 
yörelerinde kendilerine „Kırmanc", Çewlig-Diyarbekir, yörelerinde „Kırd", Xarpet (Elazığ) in 
bazı bölgelerinde „Zaza" , Sewrege ve Sert (Siirt)' te ise „Dımıli, dunbuli, dunbeli vs." 
demektedirler. „Kırmanc" ve „Kırd" adlarıyla tanınanlar, sayısal olarak öteki iki ismi 
kullananlara oranla daha çoklar. Aynı lehçeyi konuşmalarına rağmen bu insanların, 
kendilerini değişik adlarla adlandırmaları hangi nedenlere daynıyor; bu gün için bu konuda 
kesin bir şey söyleyebilecek durumda değiliz. Bu arada, son 10-15 yıldır yeni nesil tarafından 
kullanılmasına rağmen, Dersim yöresi Kırmanclarının „Zaza" sözcüğünden 
hoşlanmadıklarını, ona küçmseyici bir anlam verdiklerini de yeri gelmişken belirtmek gerekir. 
Dersimliler „Zaza" adını, Kirmancca (Zazaca) konuşan Sünniler için kullanırlar. 
Kırmanc (Zaza) Kürtleri, bu isimlendirme farkına paralel olarak kouştukları lehçeye de farklı 
isimler vermekteler. Kendilerini „Kırmanc" olarak adlandıranlar konuştukları lehçheye 
„Kırmancki", „Kırd" olarak isimlendirenler „Kırdki", „Zaza" olarak isimlendirenler „Zazaki", 
„Dımıli" olarak adlandıranlar ise „Dımılki" derler. 

Yeri gelmişken, söz konusu terimlerle ilgili kimi önemli noktaların altını çizmeye çalışalım. 
1 . Dersim ve Erzıngan (Erzincan) yöresinde, Kirmancca (Zazaca) konuşulan öteki yöreler gibi 
Kurmanccaya „Kırdaski", onu konuşanlara da „kırdas" deniliyor. Yörenin oldukça geniş bir 
kesiminde ise „Kırmanc" terimi sadece Kırmancca (Zazaca) lehçesini konuşanları 
kapsamıyor. Kırmancca konuşan alevi Kürtler arasında (Doğu Dersim) bu terim, alevi sünni 
farkı gözetilmeksizin, Kurmancca konuşan Kürtler de bu adla adlandırılmaktadırlar. Böylece 
bu terim, her iki lehçeyi konuşanlar bakımından ortak etnik kimlik adı olmuş oluyor. Bunun 
bir istisnasına, Dersim' in batısı ile Sivas ve Kayseri yöresinde rastlanıyor. Buralarda yaşayan 

1 



Alevi Kürtler, kendilerine „Kırmanc" derken Türk ya da Kürt olsun fark etmez, sünnilere ise 
„Tirk" (Türk) demektedirler. Bir başka deyişle onların dilinde alevdik kürtlükle, Sünnilik ise 
türklükle özdeşleşmiş durumdadır. 
„Kırmanciye" terimi ise Dersim' de Kürtlük ve Kürdistan" ı ifade ediyor. 

2. Kürdistan nın kimi yörelerinde, Kürtçenin Kurmancca lehçesini konuşanlar da kendilerine 
„kırmanc" diyorlar. Örneğin, Şirnak ve Hakkari yörelerinde durum böyledir. 

3. İran ve Irak Kürdistanı nda yaşamakta olan Soran Kürtlerinin önemlice bir kesimi 
bakımından da durum böyledir. Soranların bu kesimi kendilerine „Kırmanc" derken, 
lehçelerine de „Kırmanci" demektedirler. Güney Kürdistan Kürtleri, Kurmanci lehçesini 
„Kırmanci Serû" (Kuzey Kırmanccası), Sorani lehçesini de „Kırmancı Xwarû" (Güney 
Kırmanccası) diye adlandırmaktadırlar. Soranice konuşanların bir kesimi ise „Kırmanc" 
terimini Kurmanci lehçesini konuşanlar, „Kırmanci" sözcüğünü de bu lehçenin kendisi için 
kullanıyorlar. Irak Kürdistanı nın Behdinan bölgesinde, lehçesi Kırmancca (Zazaca) olmadığı 
halde „Zazayi" olarak adlandırılan bir grubun var olduğunu da belirtmek gerekir. 

4 Ünlü Kürt kadın şairi ve tarihçisi Mesture Xanımi Erdelani (3), yazdığı „Kürdistan Tarihi" 
kitabında „Kırmanc" terimini „Kırmaç" olarak kullanır. Yine, Kürt şairi ve düşünürü Ahmede 
Xani de, 17. yüzyılın sonlarında yazdığı ünlü destanı Mem û Zhfde „Kurmanc" ve 
„Kırmanc" terimlerini ayrı ayrı yerlerde ama aynı anlamda (Kürt anlamında) kullanmaktadır. 

5. Aslen kurt olan sosyolog Ziya Gökalp, 1920Terde kaleme aldığı bir çalışmada konuyla 
ilgili olarak şunları yazıyor: 

„ ... Zazalara gelince, bunlar kendilerine (Arapça harfinin kesresi ile) Kırt derler. 

Kurmanclara da Kürdasi veya Kırdasi derler. Türkler ise Kürt adını Kurmanclara 

ayırmışlardır (4). 

Araştırmacı Kemal Badıllı nın aynı konuda söyledikleri ise şöyle: 

„ Türkiye ^deki Zazalar kendilerini asıl Kürt sayarak kendilerine Kırd ve kendilerinin dışında 

kalan Kürtlere, daha doğrusu Kurmanclara da -biraz da küçümeseme ile müterafik olarak- 

Kırdası (Kürdümsü, Kurtçuk) derler (5). " 

6. Bazı yörelerde ise „Kırmanc" terimi, sosyolojik bir ayırımı ifade ediyor ve bey, aşiret reisi 
gibi sıfatlara sahip bulunmayan ya da aşiret mensubu olmayan sıradan halk için kullanılıyor. 
Türk araştırmacı Muzaffer Erdost, Şemdinli yöresinde yaptığı bir araştırmada „Kırmanç" 
teriminin aşiret mensubu olmayanlar için kullanıldığına dikkat çekerek şöyle diyor: 

„ Aşiret, kabilelerden ve hiç bir kabileye mensup olmayan Kırmançlardan meydana gelir... 
^Kırmanç, aşiretinden birey, aile ya da kabile halinde ayrılarak bir başka aşiret içine 
yerleşmiş olanlardır... " (6). 
Dr. İsmail Beşikçi ise anı kouda şunları yazıyor: 

„Kırmanç, Kürt demektir. Fakat Doğu ^nun feodal egemen sınıfı kendini Kırmanç kabul 
etmemekte, bu terimi ezilen, sönümlen horlanan Kürt halkı için kullanmaktadır... "(7) ". 
Burada hemen şunu belirtelim ki Dr. Beşikçi nin bu tesbiti, Kırmanc ya da Kırmanç terimini 
kullanan Kürtlerin tamamı için geçerli değildir. Kimi bölgelerde, örneğin Dersim-Erzıngan 
yörelerinde, bu tür bir ayırım yok. Sosyal statü bakımından egemen pozisyonda olanlar da 
sıradan halk tabakaları gibi „Kırmanc" olarak adlandırılırlar. 

Demek oluyor ki Kırmancların (Zazaların) önemli bir bölümünün etnik kimlik adı olan 
„Kırmanc", Kürdistan" in farklı bölgelerinde yaşayan ve Kürtçenin değişik lehçelerini konuşan 
Kürtlerin ortak isimdir. 

7. Bu yazıya konu teşkil eden Kırmanc (Zaza) Kürtlerinin kendilerine verdikleri ve yukarıda 
sırlanan öteki ulusal kimlik adlarına ya da benzerlerine de, hem tarihi kaynaklarda ve hem de 
günümüzde, değişik şekillerde (yer, kişi, sosyal grup adı olarak) rastlamak mümkündür. 
Tarihi kaynaklardan bahsetmişken, bunlara ilişkin bir kaç örnek vermek yerinde olur 
kanısındayım: 



„... Yunan yazarlarından Polybe (Polibio) İn M.Ö. 200lerde sözünü ettiği x CyrtiV, 
Starbon^un sözünü ettiği Küp Tıoı (okunuşu: Kirtii, anlamı: Kirtiler) ve Romalı tarihçi Tito 
Livio (M.Ö. 54-M.S. 17)^nun sözünü ettiği "CirteiV ^ CirtV sözcüklerinin bugün bazı 
bölgelerde Dimili Kürtlerinin kendileri için kullandığı ^Kırd^ ve bunun çoğul biçimleri olan 

^Kırdiya da ^ Kir dV sözcükleriyle neredeyse aynı olmaları gibi hususlar üzerinde 
durulmamıştır. (7) 

„Zaza" sözcüğü bakımından da durum farklı değil. Dersimli Kürt yazar Dr. M. Nuri Dersimi, 
konuya ilişkin olarak, „ Birinci Daranın (526-486 M.E.) tarihinde Bisitun kitabelerinde 
bahsettiği Zuza mıntıkası: Kürdistan ' in hali hazırda Zozan denilen mıntıkası ile aynı olduğu 
ve hatta Cezirede dahi bu namda bir yer mevcut olduğu... " diyor (8), 
Malmısanij ise aynı konuya şu cümlelerle dikkat çekiyor: 

„... Gerçekten de M. Ö. 526-486 yılları arasında hükümdarklık yapmış olan Dara (Dariyus) 
zamanında, BabiVe yakın olan „Zazana"dan söz edilir. Zaza adına, milattan binlerce yıl 
öncesine ait başka bazı kaynaklarda da rastlanıyor. Örneğin M.Ö. 30001i yıllara ait olduğu 
tesbit edilen ve aşağı Mezopotamya ^daki Mari We bulunmuş olan Sümer tapınaklarından 
birinin adı Ninni-Zaza (Nini Zaza) ^dır (9). 

8. Kürt dili üzerine çalışma yapan yabancı araştırmacılardan bazıları, örneğin Kari Hadank ve 

Artur Çristensen, Dimililerle Goranların aslen Kürt olmadıklarını, bunların Hazar Denizi nin 

güneybatısından gelen Deylemler olduklarını ileri sürmüşlerdir. Çristensen, „Dımıli" 

sözcüğünün, harflerin yer değiştirmesi suretiyle „Deylem" sözcüğünden türdeğini ileri 

sürmektedir. 

Kanımca bu görüş çeşitli yönlerden zaaflar içeriyor ve sonuç olarak doğru değil. 

8.1. Bu tezin savunucuları, Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin „Dımıli" sözcüğünden çok 
daha yaygın olarak kullandıkları „Kırmanc", „Kırd" ve „Zaza" etnik kimlik adlarını yok 
saymış, tezlerini sadece „Dımıli" üzerine temellendirmişlerdir. 

8.2. Bu görüşün savunucusu yazarlar, „Dımıli" söcüğünün yazılı kaynaklarda da geçen 2(T ye 
yakın varyantını görmezlikten gelmiş, tezlerini sözcüğün bir tek varyantı üzerine 
şekillendirmişler. Nitekim bu noktaya dikkat çeken Kürt yazar Malmisanıj, „ ... ^DımılVnin 
^Deylem \, sözcüğünden kaynaklandığını iddia edenler ^Dunbuli " sözcüğünün neyin nesi 
olduğunu izah etmemişlerdir. 

Kanımca ^DımılV sözcüğü ^DunbulVveya ^DunbelV sözcüğünün değişikliğe uğramış 
biçimidir, " der (10). 

8.3. Bu güşte olanlar, „Dımıli" sözcüğünün kaynağı ile ilgili olarak ileri sürülen öteki 
görüşleri, örneğin bu sözcüğün büyük bir Kürt aşiret konfederasyonu adı „Mıl", „Mıli" ve 
„Mılan",ya da Kürdistan' da bir kalenin adı olan „Dunbul" (Donbol) sözcükleri ile bağlantısı 
konusunda yazılanları gözardı etmişlerdir. 

8. 4. Bu tezin sahiplerinin önemli bir diğer eksiği ise, Dimililerin Deylemlerin devamı 
olduklarını ileri sürerlerken „Dımıli" ve „Deylem" terimleri arasında bağ kurma dışında 
görüşlerine dayanak teşkil edecek kanıtlayıcı bilgi ve belge sunamamaları, Dimililerin Kürt 
olduklarına ilişkin bilgiler içeren pek çok kaynağı ise göz ardı etmeleridir. 
8.5. Dili, adeta halk ya da ulus olmanın tek kriteri haline getirmek ise söz konusu kesimlerin 
ayrı bir yanlışlığıdır. Günümüzdeki örneklerden de anlaşılacağı gibi, farklı halklar aynı dili 
konuşabilecekleri gibi, kimi tarihi koşulların sonucunda aynı ulusun mensuplarının birden çok 
dili konuşması da mümkün olabilir. 

Beri taraftan „Dımıli" teriminin Kürtlerin bir bölümüne ait bir ad, diğer bir deyişle Dimililerin 
Kürt olduklarını ortaya koyan çok sayıda kaynak var ki bunlardan bir kaç tanesine 
değinmekte yarar var: 

„Dınbıli adının yazılı kaynaklarda çok değişik biçimlerde geçtiğini daha önce belirtmiştik. 
Dınbıli adındaki Kürt kabilesinden sözeden -bildiğimiz- en eski tarihçi MesudVdir. Arsak 



Poladya ^nın aktardığına göre Mesudi (ölüm tarihi: 956) ad-Dababile (Dunbili) kabilesinin 
Suriye We yaşadığını yazar. . . 

^14. Yüzyılda yaşamış olan Mecdeddin Yakub Firuzabadi (1329-1414) de Arapça olarak 
yazdığı El-Kamusu 'l-Muhit adlı ünlü sözlüğünde, bu sözcüğün (Dimili sözcüğünün M.Ç.) 
doğru biçiminin Dunbul olduğunu ve bunun daha önceleri Musul civarında yaşamış olan 
bir Kürt aşiretinin adı olduğunu kaydeder. FiruzabadVnin bu açıklaması, hem bugünkü 
Dimili sözcüğünün aslını, hem de bunun bir Kürt aşiretinin adı olmasını belirtmesi açısından 
önemlidir. 
(...) 

^Dunbulilerin Kürt oldukları genellikle kabul edilir. Örneğin bu sülaleye mensup olup 995 Ye 
ölen bir bey, Emir Süleyman Kurd adıyla bilinir. Tarihsel kaynakların yazdığına göre, aynı 
sülaleye mensup olan beylerden Emir Ehmed Begln (ölüm tarihi: 1472) Kürtçe bir divanı 
vardı ve bu divan Kürtler arasında Hafız-ı SirazVnin divanı kadar değerliydi... " (1 1). 
(...) 

„ Basile Nikitine^nin Farsça bir el yazmasından aktardığı bir bölümde, Dunbulilerin 
(Donbolilerin) adlarını „ Dunbul" (Donbol) kalesinden aldıkları belirtilir. Bu kaleden ise 
bazen Diyarbekirln dağlık kesiminde, bazen Fırat Nehri kıyısında, bazen „ Türklerin 
Karacahisar (Qerecehisar) dediği fakat Dunbul (Donbol) Kalesi olarak ünlü olan " bir kale, 
bazen de „Kürdistan^ın ortasındaki" bir kale diye söz edilir... " 
(12) 

Malmisanıj, bahsi geçen Dunbul Kalesi hakkında bir açıklamanın da Ali Ekber Dexuda da 
tarafından yapıldığını belirtiyor ve ona ait şu paragrafı aktarıyor: 

„Dunbul, Diyarbekir yöresindeki bir dağın adıdır. Azerbaycan Dunbulilerinin reisleri aslen 
bu yöredendirler ve Kürdistan ^da Dummel/Zaza diye ünlüdürler, (italikler Malmisanıj "a ait) " 
(13) 

Konun dikkate değer yanlarından bir tanesi de Kürdistan' in kuzeyinde Kırmancca (Zazaca) 
konuşanlar için kullanılan „Zaza" teriminin, Güney ve Doğu Kürdistan' da Kurmancca 
(Kırdaski) lehçesini konuşanlara da verilen bir ad olmasıdır ki bu bilgi yazılı kaynaklarda da 
mevcuttur: 

„ ...Örneğin, Muhemmedi XaVın 19 60^ da Güney Kürdistan^ daki Süley maniye^ de yayınlanan 
Ferhengi Xal adlı Kürtçe sözlüğünde, Zaza lehçesi, Kurmanci olarak bildiğimiz lehçe 
anlamında kullanıldığı gibi, Doğu Kürdistan ^dan Muhemmed Teqi İbrahimpur da Farsça- 
Kürtçe sözlüğünün girişinde, adını Behdinan (Badinan) yöresinden alan Behdinan lehçesine 
(Yani Kurmanci lehçesine) halk arasında „Zaza " denildiğini belirtir... " (14) 
Geçtiğimiz yıl yani 2006 yılında, Güney Kürdistan' a yaptığım iki gezi sırasında, konuyu kimi 
Kürt aydınlarıyla konuştum. Yanıtları özetle „ 15-20 yıl öncesinde kadar böyleydi, kurmanci 
konuşanlara Zaza deniliyordu ama son dönemde bu terim pek kullanılmıyor, " şeklinde oldu. 
Diğer bir deyişle onlar da yukarıda verilen bilgiyi doğruladılar. 

Öte yandan, kimi yabancı yazarların „Zaza" ya da „Dımıli" lerin aslen Kürt, konuştukları 
dilin ise Kürtçe olmadığına ilişkin görüşleri, Dimililerin kendilerini ne ilgilendirmiş ne de 
etkileyebilmiştir. Onlar, oldum olası kendilerini Kürt, dillerini de Kürtçe olarak görmüş, Kürt 
halkının bir parçası olarak onun özgürlük mücadelesinde yerlerini almışlardır. 



Kırmandan (Zazaları) Kürt Görmeyen Tez Son Dönemde Neden Güncelleşti? 

Kırmancların (Kırdların/Zazaların) Kürt olmadıkları şeklindeki görüşün kısmen yaygın olarak 
tartışılması ve sayıları az da olsa Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin de bu işe 
bulaşmaları, 1980 yılından sonra ki döneme rastlar. Bu tarihten önce Kırmanc (Zaza) Kürtler 
içerisinde, kendi etnik kimliği, daha doğrusu kürtlüğüyle ilgili olarak her hangi bir kuşku ya 
da tartışma söz konusu değildi. 



Kuşku yok ki bu dönemde böyle bir tartışmanın başlatılması Kırmancların (Zazaların) etnik 
kökeni ilgili olarak yeni verilerin ortaya çıkmasının bir sonucu değildi. Nitekim, söz konusu 
görüşü savunanlar, bu gün hala da iddialarına dayanak teşkil edecek ciddiye alınır bir 
inceleme-araştırma çalışması yapabilmiş değiller. Bunu yapamıyorlar, çünkü Kırmancca 
konuşan Kürtlerin tarihi, kimliği ve mücadelesi, onlara bu şansı tanımayacak kadar açıktır. O 
halde, bu duruma hangi nedenler yol açtı, ona bakmak gerekir. 

1. Bence olayın temel nedeni, 1980 askeri darbesinden sonra devletin, Kürtleri bölüp 
parçalamak amacıyla, Alevilerle Zazaların Kürt olmadıkları yönünde harcadığı ve bu gün 
halen de harcamakta olduğu yoğun çabadır. 

2. 1980 faşist askeri darbesinin ardından gelen yoğun baskı ve terör ortamı, sol ve demokratik 
güçlerin aldığı yenilgi, bunun sonucu olarak ortaya çıkan moral bozukluğu ve umutsuzluk! Bu 
durum ise bir çok insanı mücadeleden uzaklaştırıp pasifleştirmekle kalmadı, bir çoğunu yeni 
arayışlara itti, bir uçtan ötekine savrulmalarına neden oldu. 

Etnik ya da dinsel kimlik inkarı ve bunlardan kaçışın, baskı dönemlerine özgü sosyolojik 
olgular olduklarını göz önüne alacak olursak, bu gelişmeye şaşmamak gerekir. 
T.C. sınırları içersinde Kürt olmanın ve Kürt olarak yaşamanın güçlükleri gözönüne alınırsa; 
geriye gidişi ifade eden bu tür bir sosyolojik dönüşüme de şaşırmamak gerekir. 

3. Sömürgeciliğe karşı mücadelede yoğunlaşan Kürt örgütlerinin, lehçe ve dini inanç 
farklılıkları türünden içe dönük sorunlara yeterince eğilememeleri ve çözüme ilişkin 
görüşlerini kamuoyu önünde gereği gibi tartışmamış olmaları, buna ek olarak özellikle de 
PKECden kaynaklanan kimi tepeden inmeci, otoriter yaklaşımların kimi kesimlerde yarattığı 
tedirginlik. 

4. Bu arada yeri gelmişken, bazı ermeni çevrelerin bu doğrultuda harcadıkları çabalara da 
kısaca değinmekte yarar var. Örneğin, Erivan Üniversitesi öğretim üylerinden Garnik 
Asatrian bunlardan biridir. Bir dönem Avrupa ülkelerini sık sık gezen ve bu konuyla ilgili 
görüşme ve toplantılar yapan Asatrian, Piya dergisinin 14. sayısında konuyla ilgili olarak 
şunları yazıyordu: 

"Zaza halkını kesinlikle Ermeni halkından ayrı düşünemiyorum. Zazaistan ve Ermenistan 
bizim müşterek vatanımızdır. ... 

"Zaza halkı önümüzdeki 10-15 yıl içinde Ortadoğu'nun önemli siyasal faktörlerinden biri 
durumuna gelecektir. Fakat bu gelişmenin olması için çok çalışmak gerekiyor. " 
Görüldüğü gibi G. Asatrian görünürde bilim adamı sıfatıyla konuşuyor ama söyledikleri, 
akademik çalışmanın sınırlarını aşan politik nitelikli şeylerdir. 
Asatrian ve çevresi bir ara, Erivan'da „Zaza halkına ilişkin bilimsel çalışmaların 
yapılabileceği bir Zaza Kültür Merkezi" oluşturmaya, ayrıca da "Dersim" adlı vir dergi 
çıkarmaya çalışıyorlardı ki bu da oldukça dikkat çekiciydi. Bilindiği gibi Erivan'da Zazalar 
yaşamıyor. 

Genetik Bir Araştırma İle Yinelenen Bir Gerçek: 

Almanya'da kendi dalında ciddi bir otorite olan Leipzig Max-Blanc Enstitüsü, Norveç 

Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ile Londra HGI DNA Refernece Laboratory, National 

Blood Service (HGI DNA Araştırma Laboratuvarı, Ulusal Kan Merkezi) tarafından, farklı 

Kürt gruplarının genetic açıdan durumlarını saptamak üzere ortaklaşa yapılan bir araştırmanın 

sonuçları, Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin etnik kökeni ile ilgili bilimsel veriler ortaya 

koyuyor. 

Genetic alanda Uluslararsı üne sahip bilimsel bir yayın organı olan „ Annals of Human 

Genetics" dergsinde yayınlanan araştırma sonuçları, Kırmanc (Zaza) Kürtleri ile öteki Kürt 

gruplarının bu açıdan farklı olmadıklarını açığa çıkarıyor. 

Ivan Nasidze, Dominique Quinque, Murat Öztürk, Nina Bendukidze ve Mark Stoneking 

tarafından hazılanan "mtDNA and Y-çromosome Variation in Kurdiş Groups" (Kürt 



Gruplarında MtDNA Kromosomu Değişikliği) başlıklı makalenin girişinde belirtildiğine göre, 
araştırma, Türkiye'de yaşayan Kurmancca ve Zazaca konuşan Kürtlerle, Gürcistan'da 
yaşamakta olan Kurmmanca konuşanları kapsıyor. Rapor' un girş indeki özet bölümünde söyle 
deniliyor: 

"...Mevcut veriler, öteki Kürt grupları, Avrupalılar, Kafkasya, Batı ve Orta Asya gruplarına 
ait verilerle karşılaştırıldığında, hem mtDNA hem de Y-cromosomu bakımından, Kürt 
Gruplarının etnik olarak en yakın oldukları Gruplar Batı Asyalılar, en uzak oldukları 
Gruplar ise Ortasy ahlardır... Yine elde ettiğimiz sonuçlar, Zazaca konuşan Grubu köken 
olarak Kuzey İranlı gösteren görüşlere de haklılık kazandırmıyor. Bunlar (Zazaca konuşanlar 
-M.Ç.) büyük oranda genetik olarak öteki Kürt Gruplarıyla benzeştirler... " 
Sosyolyoji ve tarihten sonra tıp biliminin de vardığı bu sonuç, Kürtlerin etnik kökeni ile ilgili 
iki tezi birden, bir daha bellerini doğrultmayacakları şekilde çürütmüş oluyor. Bunlardan biri, 
1923 Terden beri Türk milliyetçileri tarafından öne sürülen „Kürtler aslen Türktür" tezidir. 
Gerçi Türk devletini kuran ırkçı-şövenler bilerek böyle bir yalana sarıldılar ve söyledikleri hiç 
bir zaman inandırıcı olamadı ama yine de yukarıda değinilen araştırma sonuçlarının bu tezi 
olarak bir kez daha yerle bir etmesi olumludur. Üstelik söz konusu bilimsel araştırma sadece 
Kürtlerin Türklerle aynı soydan gelmediklerini ortaya koymakla kalmıyor, Kürtlerin, 
araştırma kapsamına giren gruplar içerisinde en uzak oldukları grubun Ortaasyalılar, yani 
Türklerin de aralarında bulundukları grup olduğunu gösteriyor. 

İflas eden ikinci tez ise hiç bir ciddi bilgi ve belgeye dayanmaksızın ortaya atılan zorlama 
„Zazalar Kürt değiller" tezidir. 

Geçmişe Başka Açıdan Bir Gezinti 

Kırmancca konuşan Kürtler ne zamandan beri bu gün üzerinde bulundukları topraklarda 

yaşıyorlar? Bu soruya kesin bir yanıt verebilecek durumda değiliz. Ancak bu tarihin hayli 

eskilere uzandığı da bir gerçektir. 

Çarlık Rusyası Coğrafya Kurumu (ZIRGO)'ya ait belgeler arasında yer alan 1863 tarihli 

„Dersim Kürtleri" başlıklı bir raporda „ Kürtlerin bölgeye yerleştiği dönemi kesinlikle tesbit 

etme olanağı yok. Tahminlere göre, bu dönem, Ermenistan in yıkıldığı zamana rastlar... " 

deniliyor (15). 

Yunan ve Romalı tarihçilerin „Cyrti"lerle ilgili olarak verdiği bilgilere yazının daha önceki 

bölümlerinde yer verilmişti. 

Ders imli araştırmacı Dr. M. Nuri Dersimi ise Kırmancca (Zaza) konuşan Kürtlerin 

Dersim' deki varlıklarının Med'ler dönemine kadar uzandığını güçlü bir ihtimal olarak dile 

getirmektedir (16). 

Aynı yazarın aktardığına göre, Ünlü Kürt tarihçisi M. Emin Zeki, „Hülasatü Tarih El Kurd û 

Kurdistan" adlı kitabında, Kürt „Mılan" aşiretine mensup 55 aşiretin önce Abbasiler, daha 

sonra ise Osmanlı Padişahı Sultan Selim zamanında Dersim' den göç ettiklerini ve El 

Cezire'nin kuzey mıntıkasına (bu günkü Irak-Türkiye sınırı) yerleştiklerini yazıyor ve 

bunların isimlerini tek tek sayıyor. 

Şeref Han Bediisi tarafından 1597 yılında tamamlanmış olan Kürt tarihi kitabı „Şerefname" 
de, Dinbililerin bu gün Türkiye sınırları içerisinde bulunan Kurdistan' in Cizra Botan 
yöresinden Iran Azerbaycanı'na bağlı Xoy yöresine göç ettikleri, bunların başta Ezdi dinine 
mensup oldukları ve zamanla dillerini unutarak Türkçe öğrendikleri belirtilir (14). 

Maslmisanıj, aynı konuya ilişkin olarak Dr. O. Blau'nun „Naçriçten Über Kurdisçe Stâmme" 
(Zeitsçrift der Deutsçen Morgenlândisçen Gesellsçaft, Leipzig, Bd: 16 (1862), s. 617-618) 
eserinde yer alan şu alıntıyı da aktarıyor: 
„Dunbeli... bugün Kızılbaş taifesinden sayılan bir Kürt kabilesidir. Hepsi Türkçe 

konuşurlar ... Xoy vilayetinde yaşarlar . " (17) 



Kuzey Kürdistarfının, kuzey-batısında konuşulmakta olan Kırmancca (Zazaca) lehçesinin, 
Kürdistan"ın güneyi ile güney-doğusunda konuşulmakta olan Hewramanca / Goranca ile olan 
yakınlığı da, üzerinde dikkatle durulmaya değer noktalardan biridir. Bilindiği gibi, 
Hewraman, Irak Kürdistanı" nda, Süleymaniye kentinin güney doğusunda, Iran-Irak sınırının 
iki yakasında yer alan bir bölgenin adı, Hewramanlar ise burada yaşayan Kürtlerdir. 
Hewraman ya da Goranların bir kesimi müslümandır. Bir kısmı ise Ehli-Hak inancına 
mensupturlar. Bu inancın, Irak Kürdistanı" nın güney kesimlerinde, Musul-Kerkük ve İran 
sınırına kadar uzanan bölgede dağınık halde yaşamakta olan mensupları Kakayı, inancın 
kendisi ise Kakyilik olarak biliniyor. Bu inanç mensupları ile Türkiye Kürdistanı nın kuzey 
ve batı kesimlerinde yaşamakta olan Alevi inancına mensup Kürtler arasında, hem dini inanç, 
hem de gelenek ve töre yönünden var olan büyük benzerlik de gözardı edilmemesi gereken bir 
durumdur. Hewramanca lehçesinin, Avesta diline çok yakın, kimilerine göre ise en yakın 
olması da dikkat çekilmesi gereken önemli noktalardan biridir. 

Yine günümüzde çoğunluğu Irak Kürdistanı nda yaşamakta olan Ezdi Kürtlerle, Kırmancca 
(Zazaca) konuşan Kürtler; özellikle de Alevi olanlar arasında hem dini inanç, hem gelenek ve 
töre itibariyle var olan benzerlikler de dikkat çekicidir. 

Bütün bu özelliklerin yanısıra, bir çok Kürt aşiretinin, hem konuştukları lehçe ve hem de dini 
inanç yönünden homojen bir yapıya sahip olmadıkları noktasını da gözardı etmemek gerekir. 
Bunu, bazı örneklerle biraz açmaya çalışalım. 

Demenan ve Alan aşiretlerinin Dersim" de yaşayanları Alevi inancına mensup olup Kırmancca 
(Zazaca) lehçesini konuşurlar. Alan aşireti, Diyarbekir "in kuzeyindeki Piran bölgesinde de 
Kırmancca konuşur fakat alevi değil, sünni müslümandır. Buna karşın Wan (Van)-Ağrı 
yöresindeki aynı aşiret mensuplarının lehçesi kurmancca, dini ise müslümanlıktır. Heyderan / 
Hay daran aşireti, Dersim" de kırmanc (zaza) - alevi, Diyarbekir" in kuzeyine düşen bölgede 
kırmanc (zaza) - müslüman, Wan-Hakkari yöresinde kurmanc-müslüman, Güney 
Kürdistan"nın Hewler (Erbil) yöresinde ise soran - müslümandır. Gerçi Hewler bölgesindeki 
Haydaranlarla, öteki yörelerdekiler Haydaranlar arasında aşiretsel bağ olup olmadığından 
emin değiliz ama aynı isme sahip oluşlarını sıradan bir gelişme olarak da kabul etmek de 
zordur. Lolan, Dersim ve çevre bölgelerde bir Kırmanc (Zaza)-Alevi aşiretidir. Türkiye 
sınırlarının güneyinde, Iran-Irak sınırı üzerinde bulunan bir bölgenin adı Lolan" dır ve burada 
yaşamakta olan aşiretlerden biri de yine „Lolan" adını taşımaktadır. Bu yöredeki Lolanların 
konuştukları lehçe Soranca, dinleri ise müslümanlıktır. Karsanan aşireti Dersim" de kırmanc - 
alevi, Çewlig (Bingöl) iline bağlı Kiğı ilçesinde kurmanc-alevidir. Dersim-Erzincan yöresinde 
yaşamakta olan Mılan ile Dersim-Erzincan, Erzurum, Maraş ve öteki bölgelerde yaşayan 
Butkan aşireti mensupları kimi yerlerde Kırmancca (Zazaca), kimi yerlerde ise Kurmancca 
konuşurlar. Dinleri ise bazı yörelerde alevi, bazı yörelerde müslümanlıktır. Dersim" deki 
Şekak (Sekak) aşiretinin (Türkçede: Savak) lehçesi Kurmanccadır fakat dinsel olarak iki 
bölüme ayrılmış durumdalar; bir bölümü alevi, bir bölümü sünni müslümandır. Ayrıca bu 
aşiret ile İran Kürdistanı" nın kuzey kesiminde yaşayan ve Kurmancca konuşan Şikaklar 
arasındaki isim benzerliği, bunların aynı aşiretin mensupları oldukları ihtimalini de akla 
getirmektedir. Kuzey Kürdistan"ın kuzey kesimlerinde yaşamakta olan Xormek (Hormek) 
aşiretinin de bir bölümü Kurmancca, bir bölümü Kırmancca konuşmaktadır. Bunlarında bir 
bölümü alevi, bir bölümü sünnidir. Dersim" de Kureşan aşiretinin büyük çoğunluğu 
Kırmancca konuşurken, Semsûr (Adıyaman) ve Antep bölgesinde yaşayanların tamamı 
Kurmancca konuşmaktadırlar. Bu gün Irak Kürdistanı" nın Duhok ili çevresinde yaşamakta 
olan Ezdi Kurt aşiretlerinden bir tanesinin adı „Dımıli", lehçesi ise Kurmanccadır. 



Buraya kadar verilen örnekler, Kürtlerin durağan ve homojen değil, önemli lehçe ve dini 
inanç farklılıklarını bünyesinde barındıran dinamik bir toplum oldukları gerçeğini ortaya 
koyuyor. 

Kürtler, ayrıca eskiden beri hem kendilerine ait ülkede ve hem de Kürdistan" dan dışarıya 
doğru yer değiştiren bir halktır. Tabi burada kullanılan „yer değiştirme" kavramı, sadece 
gönüllü yer değiştirmeleri ihtiva etmiyor. Ondan daha önemli ve ağırlıklı olarak politik 
iktidarlar eliyle gerçekleştirilen zoraki göçler, diğer bir deyişle sürgünler ile savaş ve doğal 
afetler sonucu gerçekleşen zorunlu yer değiştirmeleri ifade etmektedir. 

Bu konunun araştırılması, Kürt tarihçileri başta olmak üzere tarihçilerin işidir. Biz de bu işi 
onlara bırakalım ve Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin bu gün üzerine yaşadıkları 
topraklara gelişlerine ilişkin somut bir olaya yer vermekle yetinelim. 

Kimi belgelerden, Kırmanc (Zaza) Kürtlerine ait en büyük göç dalgalarından birinin 16. 
yüzyılın başlarında yaşadığı anlaşılıyor. Türk yazarı, tarihçi Işak Sunguroğlu, bu konuda 
şunları yazmaktadır: 

"... Şah İsmail ise, zaptettiği bölgelerde emniyeti temin etmek için kendi tebaasından olan 
Dinbilli aşiretini tedibe girişince etrafında bulunan bütün Irak Kürtleri korkularından batıya 
doğru kaçmağa başlamışlar ve gelip Van, Bitlis, Diyarbekir, Harput gibi dağlık bölgelere 
yayılmışlar ve bunlardan bir kısmı bilhassa sarp dağlara ve vahşi meşe ormanlarına sahip ve 
aynı zamanda yol uğrağı da olmayan Dersim 'i biryurd olarak seçmişler ve buraya 
yerleşmişlerdi... " (18). 

Bu alıntıda adı geçen ve günümüzde Kırmancca konuşan Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları 
Dersim ve yakın çevresine, o dönemde Çemişgezek, öteki adıyla Melkişi Beyliği hakimdi. 
Şeref Han Bitlisi nin, Şerefnamede bu Beylik hakkında verdiği bilgilerin bir bölümü şöyle: 

"Üç kısma ayrılan Melkişiler Kürdistan'da büyük ihtişamları, hizmetçilerinin, 
taraftarlarınm ve kendilerine bağlı olanların çokluğuyla ün yapmışlardır... Ülkeleri ise 
genişlik ve önem bakımından, uzak yakın herkesçe 'Kürdistan' özel adıyla tanındı; öyle ki 
berat ve emirnamelerde ve diğer sultanlık belgelerinde bu ad geçtiği zaman, yalnız bu önemli 
vilayet anlaşılır; ayrıca Kürtler arasında Kürdistan' sözcüğü geçtikçe, bundan yalnız 
Çemişkezek Vilayeti kastedilir" (19). 

Osmanlı devletinde nüfusa ilişkin kayıt ve istatistikler çoğunlukla Msülüman-müslüman 
olmayan esasına göre düzenleniyordu. Ancak bu, gerektiğine belgelerde etnik kimliklere yer 
verilmediği anlamına gelmez. Bir asimilasyon politikasına sahip olsa da, Osmanlı 
İmparatorluğu bu alanda Türkiye Cumhuriyetinden daha ileri ve tolerasnlı bir politikaya 
sahipti. Osmanlı'da her hangi bir halkın, dini inancın ya da ülkenin adı yasaklı değildi. Bu 
yüzden de resmi kayıt ve belgelerde Kürt ve Kürdistan terimlerine rastlama bakımından her 
hangi bir sıkıntı söz konusu değil. Kürdistan, Kürtlerin ülkesinin resmi adıydı ve Kürtlerle 
ilgili belgelerin arşivlenmesi de bu esasa göre yapılmaktaydı. 

Arnavut asıllı Osmanlı yurttaşı Şemseddin Sami, 1989-1998 yılları arasında yayınladığı ilk 
Türkçe Ansiklopedi olan „Kamûs' ul-ATâm" da Kürdistan" in kuzey sınırları tarif edilirken, 
„Bu itibarla, Osmanlı İmparatorluğunda, musul ilinin büyük bölümü, yani Dicle^nin solunda 
bulunan yerleri ve Wan ve Bitlis illeriyle Diyarbekir ve Mamuretülaziz (Elazığ M. Ç.) ilinin 
birer parçası ve Dersim Sancağı (abç) Kürdistan ^dan sayılır, " deniliyor. (20) 
Türk Generali Kazim Karabekifin, Kürt sorunu ile ilgili olarak 4 Haziran 1923 tarihine Genel 
Kurmay Başkanlığına sunduğu raporda, yapılması gerekenlere ilişkin önerilerini sıralarken, 
„.. Kürtlüğün zayıf zamanımızda teşvikata kapılarak hem kendilerini mahfhem de bizi izrar 

8 



etmeleri pek muhtemel olduğundan iki mühim Türk kanalı ile Kürdistan (abç) üç kısma 
bölünmelidir. Bu kanalların 

(1) Şimalden Cenuba doğru Hasankale-Malazgırt-Bitlis-Siirt-Cizre, 

(2) Erzincan-Pülümür-Nazımiye-Palu (abç)-Ergani-Diyarbekir-Mardin, 

(3) Şarkdan Garba Karaköse-Malazgirt-Muş-Genç-Palu, 

(4) Siirt-Diyarbekir yani Dicle boyu. Bunlardan en mühimi Malazgirt ve Nazimiye (abç) 
mıntıklarına kuvvetli Türk köylerinin yerleştirilmesidir, " denilmektedir. (21) 

Görüldüğü gibi Kazım Karabekir için de KüristarTın kuzey-batı sınırı Erzincan'dan başlıyor, 
doğal olarak Dersim' i de kapsıyor. Üstelik, Karabekir, Malazgirt-Dersim hattını en „tehlikeli" 
bölge olarak görmüş olmalı ki oraya özel olarak dikkat çekiyor ve „kuvvetli Türk köylerinin " 
bu hat üzerine yerleştirilmesini istiyor. 

Osmanlı belgelerinde hangi lehçeyi kouşursa konuşsun, Kürtler „ekrad" olarak adlandırılıyor. 
„Ekrad" arapçada „Kürtler" demektir. Örneğin, 16. Yüzyıla ait tharir (kayıt) defterleini 
incleyen Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal, bu defterlerde 17 Kürt grubunun adının geçtiğini 
söylüyor ve bunlardan bir kaçını sayıyor. Bunlar içerisinde „Ekradı Dimili" ve „Ekradı 
Disimlü" diye iki grup ismi geçiyor (22). „Ekradı Dimili" bu günün Türkçesiyle Dimili 
Kürtleri, „Ekradı Disimlü" ise Dersim Kürtleri demektir. 

Bu gün Dersim' de kendilerini „Dımıli" olarak nitelendiren her hangi bir aşiret ya da grup 
mevcut değil. Kirmanca (Zazaca) konuşan Kürtler için „Dımıli" adını, yöredeki kurmanclar 
kullanıyorlar. Bir ihtimal, 16. yüzyıl da „Dımıli" olarak bilinen söz konusu Kürtler, daha 
sonraları göç ettiler. Siverek yöresinde, yaşamakta olan Kirmancların en azından bir 
bölümünün Dersim' den gitikleri halk arasında söyleniyor. Bu yörede bulunan Yımaz 

Güney' in köyünün adı 'dır. 

Günümüzde Dersim' in Doğu kesiminde yer alan ve halk arasında sayısı 12 olarak gösterilen 
aşiretlere, bölgede verilen ortak isim, „12 Aşire Desımi" (12 Dersim aşireti) ya da Desmiyan 
ya da Desıman/Desmıji (Dersindiler) dir. 

Padişahlığa ait 29 Ocak 1782 tarihli bir cezalandırma emirnamesinde, cezalandırılmaları 
istenen Dersimli Kürtler „Ekradı Şey Hasanlu ve Desimlü ve Güvanlü" diye sayılmaktadır. 
(23) „Ekrad" sözcüğünün Arapçada „Kürtler" anlamına geldiği biliniyor. „Şeyh Hasanlu" ise 
Dersim' in batı kesiminde yerleşik olan büyük aşiret konfederasyonunun ismidir ve bunlar da 
tipki „Desimlü" grubu gibi Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerdir. 
Dersim' de yukarıda bahs edilen kesimleri birbirlerinden ayırd etmek için „Desmiyman / 
desmıji û Sıxhesenan / Şıxhesenıji" ya da „Sıxhesen û Desim" (Dersim ve Seyhhasananlar ya 
da Seyhhasan ve Dersim) yaygın olarak yapılan bir ayırımdır ki bu durum halk türkülerine de 
yansıyor. 

Daha önce bahsettiğim, Çarlık Rusyası arşivinde bulunan ve 1863 yılına ait „Dersim Kürtleri" 
başlıklı raporda, bu bölgedeki Kürtler 5 grup halinde tasnif edilmektedir: 

1 . Dersimli. 

2. Balabanlı. 

3. Ç araklı. 

4. Şeyh Hasanlı. 

5. Küreşlı. 

Burada ismi sayılan her beş grup da Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürt aşiretleri ya da aşiret 

gruplarıdır. 

Yeri gelmişken, aşiret adlarının sonundaki "lı" ya da "li" ekleri, bu isimlerin Kürtçe 

asıllarında yok. Bu, söz konusu adlar Türkçe yazılırken eklenen Türkçeye ait soneklerdir. 

Kürtçede aşiret adlarının sonuna bir cogul eki olan „an" gelir. Dersim kırmanccasında aynı 

sonekin „û/ûn" ve „o/on" formları da var. Örnek olarak verecek olursak, söz konusu 5 aşiret 

ya da aşiret grubunun Kürtçe orijinalleri şu şekildedir: 



Desıman ya Desmıyan, Balabanan / Balavanan / Bolevanan, Çarekan, Şıxhesenan ve Kureşan. 
Doğaldır ki "an" yerine "on" ya "un" ekleri geldiğinde isimler de ona göre şekil alırlar: 
Balaban û/ Çarekû, şıxhesenû,... gibi. 

Yazının başka bölümlerinde de değinildiği gibi "Dersimli" ve "Şeyh Hasanlı", yanı Desiman 
ve Şixhesenanlar bir aşiret değil, bünyelerinde birden çok aşierti barındıran aşiret gruplarıdır. 
„Desim" aşiretleri, bu günkü Dersim' in doğu, „Şixhesenanlar" ise batı yakasındalar. 
Etnik yönden Kürtler incelenirken göz ardı edilmemesi gereken önemli noktalardan biri de 
şudur. Kendilerini ve lehçelerini değişik adlarla (Kırmanc, Kırd, Zaza, Dimili, Soran, Goran, 
Kakayi, Germiyan vs.) adlandıran Kürtler, sıra entellektüel çalışmaya ve özellikle de politik 
dile geldiğinde, söz konusu yerel isimleri genellikle bir yana bırarkıyor, ortak etnik kimliği 
ifade eden "Kurd" (Kürt) terimini kullanıyorlar. O nedenle de hem yabancı araştırmacılarla 
yapılan konuşmalarda ve hem de Kürtler tarafından yabancı dillerde yazılan eserlerde, söz 
konusu yerel isimler yerini ortak isim olan „Kürd"e ya da ona denk düşen terimlere terk 
etmektedirler. 

20. Yüzyılda Kırmancca (Zazaca) Konuşan Kürtlerin, Kürt Yurtsever Mücadelesindeki 
Rolleri 

Yukarıda yapılan kısa tanıtımdan sonra artık Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin 20. 
Yüzyılda, Kürt direnişlerinde ya da özgürlük mücadelesinde oynadıkları rolü ele alabiliriz. 
Bu konuya değinirken de söze, Kürt özgürlük mücadelsinin 20. yüzyılın başlarından itibaren 
kimi yönlerden yeni bir döneme girdiğine değinerek başlamakta yarar var. Örneğin, Kürt 
aydınları ilk kez bu dönemde bir araya gelerek ulusal nitelikli örgütler oluşturdular. Dini ve 
mezhebi ne olursa olsun ya da hangi lehçeyi konuşurlarsa konuşsunlar, aydınlar bu örgütleri 
birlikte kurdular ve onların çatısı altında birlikte çalıştılar. Elbet bu da, Kürt toplumunun 
geleneksel örgütlenme biçiminden ve onların mücadele tarzından farklı, ondan daha ileri bir 
durumu, başka bir deyişle bir sıçramayı ifade ediyordu. 

Yine aynı dönemde, Kürtler yayın alanında da o güne kadar yapmadıkları ya da 
yapamadıkları şeyi başararak aktif denilebilecek bir çalışma içerisine girdiler. Kürt aydınları, 
her fırsatta halkı okuma-yazma öğrenmeye davet ederken, Kürt dili ile yazma çabası da hız 
kazandı. Bu ve benzeri çalışmalardan ötürü, yüzyılın başından 1923 yılına, yani Mustafa 
Kemal dönemine kadar süren nisbeten kısa dönemi, Kürt halkı bakımından bir bilinçlenme ve 
hareketlenme, bir rönesans dönemi olarak adlandırmak yanlış olmaz. 
1898 yılında, şair Ahmede Xasi, „Mewlide Kirdi" adıyla Kırmancca (Zazaca) bir mevlüt 
yazdı. Xasi, bu eseri neden kendi ana diliyle yazdı? Çünkü o bir Kürt yurtseveriydi ve elbette 
kendisini, ana dilinde eser vermeye iten başlıca neden de buydu. Kürtlerin kendi ana dillerini 
her yerde serbestçe konuşmaları, onunla okuyup yazmaları ve onunla dua etmeleri, Xasi için 
büyük önem taşıyordu. 

Öte yandan, 20. yüzyılda kurulan ilk Kürt örgütü Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetindir ki bu 
Cemiyetin kurucularından biri de Kurdizade Ahmet Ramiz' di. Ahmet Ramiz, Diyarbekir'e 
bağlı Lice Kırmanclarından, başka bir deyişle Zazalarındandı. 

Bazı kaynaklar, 1908 yılında, İstanbul'da kurulan Kürt Teavün ve Terakkıi Cemiyeti nin 
kurucularından birinin de yine aynı kişi, yani Kurdizade Ahmed Ramiz olduğunu 
belirtmektedirler. 

19 12' de kurulan Kürt Talebe Hevi Cemiyeti nin kuruluşunda da Kırmancca (Zazaca) 
konuşan Kürtlerin oldukça aktif olduklarını görüyoruz. Bunlardan üç tanesi, Dr. Fuat, 
Teyyib Ali ile Şadiye Paloyi idiler. Bu ateşli Kürt yurtseverlerinin her üçü de 1925 yılında 
Şey Seid önderliğindeki Kürt Ulusal Direnişinin ardından Diyarbekir'de idam edildiler. 

10 



Aynı dönemde İstanbul'da kurulan örgütlerden biri de „Kürdistan Muhiban Cemiyeti"ydi. 

Yazının daha önceki bölümlerinde adı geçen Ders imli Kürt yazar M. Nuri Dersimi nin, 
Cemiyetin kurucu ve yöneticisi olarak ismini verdiği kişiler, Dersim ve çevresinin Kırmancca 
(Zazaca) konuşan Kürtleridir. Dersimi nin verdiği bilgiye göre, Cemiyetlin önde gelen 
kurucusu ve başkanı Dersimli Mile Xıdır (Mile Hıdır) idi. Bundan ayrı olarak da yine 
Dersim' li Miralay Halil Bey, kardeşi Hasan, Erzincan' li Ali Paşa, Pülümür' lü (Dersim' e 
bağlı bir ilçe) Sey İbrahim (İvrayim), yazarın bahsettiği kurucu ve yönetici kişilerdir. 
Dersimi, Derneğin sekreterliği görevinin ise kendisi tarafından yerine getirildiğini dile 
getirmektedir. (24) 

M. Nuri Dersimi, o dönem Dersimli Kürt yurtseverlerinin yaptığı çalışmalar üzerinde 
dururken, Kureşanlı (25) Süleyman Çavuş' tan da bahsediyor. Onun verdiği bilgilere göre 
Dersimli Süleyman Çavuş Balya Madeninde çalışan 1200 işçinin lideridir. Yazar, aynı 
yıllarda Balya'ya gizlice silah götürdüğünü, Süleyman Çavuş' a teslim ettiğini, onun da 
bunları orada bulunan Kürt işçiler arasında dağıttığını, amaçlarının, gerektiğinde Kürt 
yurtseverlerine yardım etmek olduğunu belirtiyor. Dersimi ayrıca, o dönem Amerika'da 
yaşamakta olan Dersimli Kürtlerle İstanbul'da bulunan Kürtlerin derneğe sahip çıktıklarını, 
destek verdiklerini de yazmaktadır. Bu durum ie, yurtseverlik duyularının sadece aydınlar 
arasında değil, sıradan kitle arasında da canlı olduğunu ortaya koymak bakımından önemlidir. 

Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin, Kurmancca konuşanlara oranla daha ağırlıklı 
yaşadıkları Dersim bölgesi, 20. Yüzyılın başlarında, Osmanlı Devleti için en ciddi baş 
ağrılarından birini teşkil etmekteydi. Bu yıllarda, Dersim ve çevresinde, Osmanlı askeri 
güçleriyle ile yöre halkı arasında çok sayıda çatışma yaşandı. Devletin bölgedeki askeri 
harekatları duruma göre bazan dar bir bölge ile sınırlı kalırken, bazan genişliyor ve bütün 
yöreyi kapsayan bir büyüklüğe ulaşıyordu. 

Örneğin, 1907 yılında, Osmanlı ordusu Dersim' e karşı harekete geçti ve yoğun çatışmalar 
yaşandı. Bu, daha önceki operasyonaların bir devamıydı. Kürt aşiretlerinden Qozan, Şemkan 
ve Reş ikan' lar bölgenin güney batısında yer alan Ali Boğazı çevresinde büyük bir direniş 
göstererek Osmanlıların emellerine kavuşmasını engellediler. Söz konusu üç aşiret, 
Kırmancca (Zazaca) konuşan aşiretlerdir. 

Yoğun direniş nedeniyle istilacılar başarıya ulaşamadılar ama işin peşini de bırakmadılar ve 
hazırlıklarını tamamlar tamamlamaz, 1908' de bir kez daha saldırıya geçtiler. Bu sefere 
katılmış olan asker sayısı, 1907' dekine oranla 4-5 kat daha fazlaydı. Dersim' e bağlı Hozat, 
Çemişgezek, Pulur (Ovacık), Nazimiye ve Pertek bölgeleri, fiili çatışma alanları haline geldi. 
1907 askeri harekatının gerçekleştiği yerler, esas olarak Kırmncca (Zazaca) konuşan halkın 
yaşadığı alanlar iken 1908 harekatı çevreye doğru genişledi ve Kırmancca konuşanlar gibi 
Kurmancca konuşanların yaşadıkları alanları da içine aldı. Buna karşılık Dersim Kürtleri de 
lehçe farkına bakmaksızın birlikte kaşı koydular. 

Birinci Dünya Savaşı'nın başladığı yıllarda, Kürdistan'ın bir başka yöresi olan Bitlis'te ulusal 
direniş gündeme girmişti. Rusya'nın Bitlis Başkonsolosu Çirkov, 1912 yılının Temmuz 
ayında hazırladığı bir raporda, Kürt halkının genel durumuyla ilgili olarak şunları yazıyordu: 
„ Şimdi Kürtler arasında ulusal bir ruh ve uyanış var ve bu durum, giderek ülkenin tüm 
sakinleri arasında yaygınalşıyor (...) Kürtler Bitlis ve diğer kentlerde yabancı 
boyunduruğundan kurtulmak istiyorlar. Bunun için de Siirt kentinde, Xerzan (Garzan) ve 
Botan ^da; Bitlis Ye, Hizan ve Mutki Y/e, Diyarbekir kentinde; Mardin, Nusaybin, Midyat, 
Cizre, Silvan 'da; Musul kentinde, Zaho, Süleymaniye ve Kerkük Ye; Van ilinde, Başkale, 



11 



Dışbılkın ve Gürcan ^da baş kaldırıp devlet kurumlarına, silaha ve zahireye el koymak ve 
bölgede bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar... (2 6) " 

Beklenen ayaklanma, 1914 yılında baş gösterdi. Ayaklanmanın önderlerinden Mela selim, o 
yörenin Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerindendi. Diğer bir deyişle direniş Kürdistan'ın 
kuzeyinde konuşulmakta olan Kürtçenin her iki lehçesini konuşanlar tarafından ortaklaşa 
gerçekleştirildi. 

Yine Birinci Dünya savaşı yıllarında, Dersim Kürtleriyle Rusların ilişkilerinde de dikkat 
çekici noktalar var. Dersindiler bir yandan, Erzurum'dan sonra Erzingan (Erzincan)' ı da ele 
geçiren Ruslara karşı silahla direnerek Dersim' e girmemelerini sağlamaya çalışırken, bir 
yandan da kendileriyle diyalog içerisinde oldular ve uzlaşmak için çaba harcadılar. Bu arada, 
Osmanlı yönetiminden kurtulup ulusal yönetime, yani bir Kürt yönetimine kavuşabilmek 
amacıyla onlardan yardım talebinde bulunmaktan da geri kalmadılar. 
Örneğin, bu savaş sırasında Kureyşan aşireti lideri Aliye Gaxi'nin Plemuriye (Pülümür)' e 
gittiği ve o yörede bulunan Rus Komutanla konuşup anlaştığı biliniyor. Halk arasında sık sık 
konuşulan bu olayla ilgili olarak söylenenler özetle şu şekildedir. Aliye Gaxi Rus Komutana: 
„ Dersime girmeyin. Biz Türk değiliz, Kürdüz. Sizinle savaşmak istemiyoruz. Türklerle 
aramızda çekişme ve çatışmalar var. Bize silah yardımında bulunun ki onlara karşı savaşıp 
haklarımızı elde edebilelim, " diyor. (27) 

Bunun üzerine Ruslarla Drsimliler arasında anlaşmaya varılıyor ve Ruslar ondan sonra 
Dersim' i zorlamıyorlar. 

Bu görüşmeden kısa bir süre sonra, Aliye Gaxi Doğu Dersimlilerin geniş bir kesimini yanına 
alarak Kızılkilise (Nazimiye), Pertage (Pertek), Mazgerd (Mazgirt) ve Çarsancak'a karşı 
harekete geçti, buradaki karakolları ve devlet dairelerini ele geçirip yönetime el koydu. Batı 
Dersim' de onunla ittifak içerisinde olan ve Ali Boğazı çevresinde yerleşik bulunan Kürtler ise 
Çemişgezek yöresinde aynı şeyi yaptılar. Plemuriye (Pülümür) yöresinde, Dersindiler 
Osmanlı Ordusuna ait 36. Tümene baskın düzenlediler ve silahlarına el koyarak onu dağıttılar. 

Dersim ileri gelenlerinden bir kısmının Erzingan' a gidip Rus Çar'ına telgraf çektikleri, Türk 
yönetiminden kurtularak bir Kürt hükümetine kavuşabilmeleri için yardım talep ettikleri de 
bilinmektedir. Kürdistan'da görev yapmış olan, Kürtleri ve dönemin gelişmelerini çok 
yakından bilen Türk Generali Kazım Karabekir, Çar' a bu şeklilde baş vurmuş olan Kürt aşiret 
liderlerinden bahsederken 7 tanesinin ismini veriyor. Bunlar: 

1) Koç Uşağı (doğrusu: Qozan ya da Qocan M.Ç.) aşireti lideri İdare ibrahim, 

2) Maksud (doğrusu: Mexsudan M.Ç.) aşireti liderlerinden Mustafa, 

3) Maksud aşireti liderlerinden Polis, (Polis Mızur M.Ç.) 

4) Maksud aşireti liderlerinden Kasımoğlu Munzur (Mızure Qasımı) (Doğrusu: mexsudan 
değil, Beytan aşireti reisidir M.Ç.) 

5) Belit (Yörede bu adı taşıyan herhangi bir aşiret yok, doğrusu Beytan olmalı M.Ç.) aşireti 
lideri Zeynel, 

6) Bizgâr Uşağı liderlerinden Bera (Doğrusu Pezgevvran aşireti olmalı, Bera değil Bira 
olması gerekir M.Ç.), 

7) Kankiros'lu (Gangıras M.Ç.) Seyid Aga'dırlar. (28) 

Karabekir, bu arada Ferhad Uşağı (Feradan M.Ç.) liderlerinden Havşarh (Xeysare M.Ç.) 
Küçük Ağa (Axayo Qiz M.Ç.) ile Şam Uşağı (Şemkan M.Ç.) liderlerinden Lolo (Lil 
M.Ç.)'nun da Erzincan'a giderek Ruslara dehalet ettiklerini belirtiyor ancak, Çar'a telgraf 
çekip çekmediklerine değinmiyor. 
Yukarıdaki adı geçenlerin tamamı, Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerdi. 



12 



Yine Karabekir'in verdiği bilgiler, Doğu Dersim' de Ruslarla uzlaşmayı tercih eden liderin 
Kureşan aşireti lideri Aliye Gaxi'den ibaret kalmadığını, başkalarının da aynı yola baş 
vurduklarını ortaya koyuyor. Örneğin, Xormekan (Hormek) aşireti reisi Süleyman ağadan 
(Sılemane Aliye Gulavi) bahsederken söyle diyor: 

„Hormikli (Kürtçesi: Xormekan M.Ç.) Aşireti Reisi olup Civrek"de (Civrak, M.C.) mukim 
Süleyman Ağa, merkum kazalardan Ali Kah (Aliye Gaxi M.C), Ali Çavuş (Nazimiye yeli 
Dewres Ali M.Ç.), Bertal, Timur Ağa (Şûran aşireti liderlerinden M.Ç.) , Yusuf (Arezan 
aşiretinin Nazimiye yöresindeki reisi M.Ç.) ve Seyid Ali Ağalarla Hağmo karyesinde ittifaka 
dahil olmuştur. Erzurum "un sükûtuyla (düşmesiyle, ele geçirilmesiyle M. C.) düşmanın 
Erzincan "a geldiğinde Mustafa Bey "le beraber Erzincan "a kadar giderek orada Rus orduları 
Kumandanı Nikola Nikolaeviç "in huzuruna çıkarak otuzüç senden beri muştaki oldukları 
(Hasret kaldıkları M. C.) Rus Hükümeti âdilesine intizar ettiklerini ifade etmekle beraber arz-ı 
dehalet etmiştir. " (29) 

Tabi Karabekir'in tıpkı Batı Dersim gibi, Doğu Dersim" den Osmanlı devletine karşı, Ruslarla 
uzlaşan ve onların otoritesini kabul eden başka aşiret ilderlerini de sayıyor. Örneğin bunlardan 
Danzinik (Danzige M.Ç.) nahiyesi müdürlüğünü yapan Arezan (Karabekir „Erilli" diyor 
M.Ç.) ileri gelenlerinden Hasan Ağa'dan bahsederken söyledikleri oldukça ilginçtir: 
„ Nisan 3 3 "de (1917 M.Ç.) tarafımızdan düşmana (Ruslar kastediliyor M.Ç.) yaptırılan bir 
baskın esnasında bir çok esâs ile muvacehesinde, "Biz Türk kanunu bilmeyiz biz Kürt kanunu 
biliriz. Onunla hareket ederiz "diyerek aşiretleri teheyyüc ettirmiştir. " (galeyana getirmiştir 
M.Ç.) (30) 

Ne var ki bu durum, yöre Kürtleriyle Osmanlı Devleti arasında ilişki ve diyalogun tamamen 
koptuğu anlmına da gelmez. 

O dönemde, ağa ve aşiret reisleri arasında, Osmanlıdan ayrılmayı istemediklerini, Kürt 
haklarının da bu çerçevede tanınmasını isteyenler de vardı. Bunlar, Rusların gelmesinden 
önce Osmanlı devletinin tam hakimiyet sağladığı ve yeniden hakim olması ihtimali yüksek 
olan Erzincan iline yakın çevrede yaşayan ağa ve reislerdendiler. Gerçi bunlar, kendi Kürt 
kimliklerini ve bundan doğan haklarını reddetmiyor, ancak bu hakların Osmanlı 
İmparatorluğu bünyesinde tanınmasını savunuyorlardı. Örneğin, 22 Şubat 1920 tarihinde, 
Erzincan yöresinin bazı Kürt aşiret liderleri, İngiliz ve Fransız Yüksek Komiserliklerine bir 
telgrafla baş vurarak, o günlerde Paris'te Kürt halkının hakları için çalışmalar yapan Şerif 
Pasa' ya karşı çıktılar ve onun Kürtleri temsil edemiyeceğini, bu temsil hakkının Osmanlı 
devletine ait olduğunu belirttiler. 

Bunun, yöredeki sivil ve asker Osmanlı yöneticileri eliyle düzenlenmiş bir senaryo, 
ısmarlama bir telgrafı olduğunu söylemek yanış olmaz sanıyorum. Yöneticilerin çabaları ve 
korku olmasa, Şerif Paşa ile Kürtlerin temsili gibi konular, söz konusu aşiret ileri gelenlerinin 
aklına dahi gelmezdi her halde. 

Resmi görüşe paralel düşünen ve yazan çeşitli çevreler, öteden beri Dersim-Sıvas Koçkiri 
yöresindeki alevi Kürtlerin, 1920' de Ankara' daki Meclisi oluşturma çalışmaları sırasında, 
Mustafa Kemal'e önemli destek verdiğini ileri sürmekteler. Gerçekte ise durum bunun tam 
tersidir. Kürdistan'ın farklı bölgeleri ile karşılaştırıldığında, bu yörenin Mustafa Kemal'e en 
az destek veren bölgelerden biri olduğu rahatlıkla görülür. Destek vermek surda kalsın, yöre 
Kürtleri Ankara yönetimiyle sürekli çelişki içerisinde oldular. Örneğin, yörenin güçlü 
liderlerinden hiç birisi milletvekili olup Ankara'ya gitmeyi kabul etmedi. Milletvekilliği 
olarak Ankara'ya gidenler, Dersindiler üzerinde kayda değer bir etkinliğe sahip kişiler 
değillerdi. 



13 



Dersimliler Ankara hükümetine asker vermeyi de büyük ölçüde reddettiler. Hatta Batı 
Dersimliler sadece kendileri vermemekle yetinmediler, çevreyi de vermeme yönünde ikna 
etmeye, engellemeye çalıştzılae. Erzincan Valisi Ali Kemal, yukarıda bahsi geçen eserinde 
buna ilişkin bilgiler veriyor (s. 154) Doğum Dersim aşiretleri bakımından da durum farklı 
değil. 

Devletin, bölgede otoritesi hemen hemen sıfıra inmişken, Dersim, Erzıngan ve Qoçkiri 
yöresi Kürtleri arasında ulusal talepleri birlikte dile getirme yönündeki çabalar hız kazanmıştı. 
Merkezi İstanbul'da bulunan Kürdistan Teali Cemiyeti, bölgede aktifti. Cemiyetin, peşpeşe 
şubeleri açılıyor, yayın organı „Jin" gazetesi dağıtılıyor, toplantı ve görüşmeler bibirini 
izliyor, Kürt halkının meşru haklarının nasıl elde edilebilceği konusu tartışılıyordu. Koşullara 
göre talepleri farklılıklar gösterse bile asıl hedefin bağımsız bir Kürdistan olduğuna kuşku 
yoktu. DersimTe yakından ilgilenmiş emekli Türk Albayı Nazmi Sevgen, bu konu ile ilgili 
olarak şunları yazmaktadır: 

"Sevr anlaşmasına, Kürtler 'in çoğunluk oluşturdukları yerlere muhtariyet idaresi 
verileceği yolunda bir madde konulmuş olması, Kürtler 'i ümitlere düşürmüştü. Bu sıralarda 
Koçgirili Mustafa Paşa'nın oğlu Haydar Bey, İstanbul'a giderek Kürdistan Teali Cemiyeti'ne 
girmiş, Koçgiri'ye dönüşünde Ümraniye'de Cemiyet 'in bir şubesini açmıştı. Şubenin 
başkanlığını da yürüten Haydar Bey, Dersim 'deki aşiret reisleriyle öteki seçkin kişileri ve 
Koçgiri'nin ileri gelenlerini Cemiyet' e kaydetmiş, Kürt emellerine ilişkin eserlerle birlikte 
Cemiyet 'in yayın organı olan Kürtçe 'Jin' gazetesini de getirterek işe bu noktadan hız 
vermişti. İyi bilmek gerekir ki, Haydar Bey bu işleri yapacak, başarabilecek bir adam 
değildir. Perde arkasında Alişer vardır, asıl faal ve yönlendirici olan odur. 

Nihayet Alişer'i, 1920 senesi Mart'ında gerçek siyasi kimliğiyle Dersim'de Ovacık ve 
Hozat'ta halkı harekete geçirici konuşmalar yaparken görüyoruz. Yanında Refahiye'nin 
Şadilli aşiret reisi Paşa Bey ve arkadaşları vardır. Alişer bu cüreti Kürdistan Teali Cemiyeti 
ve reisi Abdulkadir 'den almıştır. 11 (31) 

Yeri gelmişken şunu da belirtmek gerekiri ki Dersim' in tersine, Koçkiri bölgesi Kürtlerinin 
çok küçük bir bölümü Kırmancca (Zazaca) konuşurlar. Bu yöre nüfusunun ezici çoğunluğu 
Kurmancca lehçesini konuşan Kültlerdir. Yukarıda adı geçen Haydar Bey, Alişer ve Paşa 
Bey Terin lehçeleri Kurmancca idi. 

Kendisi de o günün politik çalışmalarında aktif olarak yer alan M. Nuri Dersimi, Dersim- 
Koçkiri bölgesindeki Kürt hareketinin hedefleri hakkında şunları yazıyor: 

„ Programımız şu idi: 

İlk önce Dersim We Kürdistan istiklali ilan edilecek, Hozatta Kürdistan Bayrağı çekilerek, 
Kürt milli kuvveti Erzincan, Elaziz ve Malatya istikametlerinden Sivas a doğru hareket 
ederek Ankara hükümetinden resmen Kürdistan istiklalinin tanınmasını istiyecekti. Türkler bu 
isteği kabul edeceklerdi, çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle desteklenmiş olacaktı. " (32) 

1920 nin başlarında Koçkiri' de gerçekten de sıcak ve hareketli bir politik atmosfer vardı. 
Kırmancca ya da Kurmancca konuşsunlar fark etmez; Dersim-Koçkiri yöresi Kürtleri el ele 
vermişlerdi. Onlar bir yandan Ankara' daki Meclis ile hükümete mektup ve telgraflar yolluyor, 
bir taraftan da silahlı direniş için hazırlık yapıyorlardı. Çevre ilçelerdeki hükümet merkezleri 
ile karakollara baskınlar düzenliyor, adım adım ülkeyi özgürleştiriyorlardı. 

Koçkiri dahil, Dersim Kürtleri tarafından 1920 yılının sonlarında Ankara hükümetine 
yollanan aşağıdaki telgraf, dönemin politik atmosferini ortaya koymak bakımından önemlidir. 

„ Elaziz Vilayeti vasıtasıyla 

Ankara Büyük Millet Meclisi riyasetine, 



14 



Sevre muahedesi mucibince Diyarbekir, Elaziz, Van ve Bitlis vilayetlerinde bağımsız bir 
Kürdistan teşekkül etmesi lazım geliyor, binaenaleh bu teşkil edilmelidir, aksi taktirde bu 
hakkı silah kuvvetiyle almağa mecbur kalacağımızı beyan ederiz. 

25 Teşrini Sani 1336 (1920 M.Ç.) 

Garbi Dersim aşair ruesası " (Batı Dersim aşiret reisleri M.Ç.) (33) 

Erzincan Valisi Ali Kemal, „Erzincan" adlı kitabında aynı konuya değinirken, Elaziz" den 
Dersime gönderilen bir nasihat heyetinden bahsediyor ve Dersimlilerin verdiği yanıtı 
aktarıyor. Onun aktardığı yanıt ile yukarıdaki telgraf metni aynıdır. (34) 

Bu gelişmeler üzerine Ankara hükümeti, 1921 yılı başlarında Koçkiri bölgesine askeri 
birlikler gönderdi ve çatışmalar giderek yaygınalştı. Türk yöneticler, Kürt direnişiyle başa 
çıkmanın zorluğunu görünce de her zaman yaptıkları şeyi yaparak doğrudan doğruya sivil 
halka yönelik bir katliama giriştiler. Bu da onların istedikleri sonucu elde etmelerini sağladı. 

Bakanlık, başbakanlık ve devlet başkanlığı görevlerinde bulunmuş, Türkiye'nin önde gelen 
politikacılarından Celal Bayar'ın Koçgiri direnişi ile ilgili şu sözleri, hem M. Nuri 
Dersimi nin yukarıdaki görüşleriyle çakışıyor, hem de yapılan katliamın bir itirafı niteliğini 
taşıyor. 

"... Dersim İsyanı, tamamen Kürtlerin siyasi düşünceleridir. Bunlar ne anarşisttir, ne 
şudur, ne budur. Bunlar doğrudan doğruya müstakil bir Kürt hükümetini kurmak istiyorlardı. 
(...) Dersimliler'in, Kürtlük hesabına en idealistleri Koçgiri' de toplandılar, teşkilat yaptılar. 
Sivil, asker bütün kuvvetleriyle oraya toplandılar. Orada mühim bir kuvvet teşekkül etti. 
Koçgiri'de isyan çıktı. (...) Koçgiri bence diğer isyanların hepsinden mühimdir. Yunanlılar'a 
karşı durmak için nasıl tedbir alıyor isek, orada da aynı şekilde teşkilat yaptık. Koçgiri'de bir 
ordu merkezi yapıldı. Onun başına da Nurettin Paşa'yı tayin ettiler. Koçgiri'de çok mühim 
muharebeler oldu. İki taraftan da çok telefat verildi. (...) Hadiseler üzerine Merkez Ordusu 
Kumandanlığı 'na tayin edilen Nurettin Paşa duruma el koydu ve bölgede tam bir tenkil 
harekatı başladı..." (35) 

Lozan'dan sonra.. 

24 Temmuz 1923 günü İsviçre nin Lozan şehrinde bir anlaşma imzalandı. Daha önce Sevr 
Antlaşması ile Rum, Ermeni ve öteki halklara tanınmış olan tüm haklar, bu antlaşma ile 
ortadan daldırıldı; onların ülkeleri adeta altın bir tepside Türk sömürgecilerine hediya edildi. 
Yine ahlaki, politik ve hukuki olarak haklı hiç bir yanı olmayan antlaşmanın imzalandığı gün, 
Kürt halkı bakımından, tarihinin en şanssız ve karanlık dönemlerinden biri de başlamış oldu. 
Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasında 1939 yılında imzalanmış olan Kasrı Şirin Antlaşması 
ile Kürdistan ikiye bölünmüştü. Lozan ise Osmanlı sınırları içerisinde kalan Kürdistan 
parçasını bu kez üç parçaya ayırıyor ve böylece Kürt halkının ülkesi, dört parçalı hale 
geliyordu. 

Bu paylaşımın arkasından, Mustafa Kemal yönetimi, kendisinden 10 yıl sonra Almanya'da 
iktidara gelecek olan Naziler için de ideal bir model teşkil edecek olan politik sistemi 
yerleştirmeye başladı. Nitekim daha sonraki yıllarda kemalist ve nazist ideologlar, iki 
sistemin benzerliğini sık sık dile getirecek, bizzat Hitler, Mustafa Kemal'den çok şey 
öğrendiğini itiraf edecek ve onu kendisi için bir öğretmen olarak lanse edecekti. 
Nasıl bir yol tutturdu, ne yaptı Mustafa Kemal? O, Lozan antlaşması imzalanmadan önce, her 
fırsatta Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap ve vb. halkların varlığından ve kardeşliğinden ve her 
türlü haklarına saygı gösterileceğini dile getirmişti. Hatta Lozan görüşmeleri sırasında 
Kürtlerin desteğini alabilmek için, Ankara' daki TBMM, Kürdistan' a otonomi tanıyan bir 
kararı bile kabul etmişti. Ancak Lozan Antlaşması imzalanır imzalanmaz, Ankara yönetimi 

15 



bütün bunları unutuverdi. Kemalistler, birden çok ulusun, birden çok dil ve kültürün yaşadığı 
topraklarda, „Tek dil, tek bayrak, tek ulus ve tek ülke" easına dayalı bir modeli yerleştirmeye 
çalıştılar. Türklerin üstün ırktan geldikleri iddia edildi. Onlara göre Türk, damarlarında asil 
kan taşıyan bir soydan gelen Türkler uygarlığın babasıydılar. IInsanlığın yarattığı bütün eski 
uygarlıklar onların eseriydi, Türk dili dünyanın öteki dillerine analık eden bir güneşti (Güneş- 
Dil teorisi). Bu nedenle de devlet sınırları içerisinde yaşayan her kes Türklüğü benimsemek, 
kendine Türk demek zorundaydı. T.C. sınırları içerisinde yaşayan hiç kimsenin başka türlü 
davranma hakkı yoktu. 

Bu politikaya bağlı olarak da 1923 yılına kadar „kardeş" dedikleri Kürt halkının varlığını 
inkar ettiler, ona „Dağ Türkleri" demeye başladılar. Bu arada „Kürt" ve „Kürdistan" 
terimlerinin kullanılması gibi Kürt dili, kültürü ve tarihi ile ilgili her türlü faaliyet yasaklandı. 
Çarşıda, pazarda bile „Kürtçe konuşma" şidetle cezalandırılan bir suç olarak kabul edildi. 
Bu durum ise kaçınılmaz olarak Kürtlerin büyük tepkisine neden oldu ve Kürt direnişleri 
birbirini izlemeye başladı. Buna karşılık kemalist yönetim, baskı ve terör yönetmelerini bütün 
şidetiyle kullanarak sonuca ulaşmaya çalıştı ki bu gün hala Türkiye'nin resmi Kürt politikası 
bu esas üzerinde yürümektedir. 

Türkiye'deki resmi ideoloji ve politikaya ilişkin olarak bu kısa açıklamayı yaptıktan 
sonraşimdi de 1923 Terden beri süregelmekte olan Kürt özgürlük mücadelesinde, Kırmancca 
(Zazaca) konuşan Kürtlerin oynadıkları role bir göz atalım. 

1922-23 yıllarında Bir grup Kürt yurtseveri tarafından„Azadi" olarak da tanımlanan „Civata 
Xweserıya Kurd" (Kürt İstiklal Cemiyeti" isminde gizli bir örgüt kurulumuştu. Kimi 
kaynaklara göre parti ilk kongresini 1925 yılı başında yaptı. Kongre, hareketin liderliğini Şey 
Said'e verdi ve örgütünün önüne üç acil görev koydu, Bu görevler; 1) Kurtuluş için silahlı bir 
baş kaldırının gerçekleştirilmesi, 2) bir Kürdistan hükümetinin kurulması, 3) Kürdistan'ın 
kalkınması için olanakların seferber edilmesi. 

Ne var ki gelişmelerden haberdar olan Ankara hükümeti tarafından düzenlen bir provakasyon 
sonucu, başkaldırı, zamanından önce, yani hazırlıklar henüz tamamlanmamışken başladı. 
1925 başkaldırısı da Koçkiri direnişi gibi Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerle Kurmanca 
konuşan Kürtlerin birlikte yer aldıkları bir hareketti ancak ağırlık Kırmancca (Zazaca) 
konuşanlardaydı. Hareketin lideri Şeyh Seid'in kendisi de bir Kırmanc (Zaza) kurduydu. 
Yenilgiden sonra, Türk hükümeti sivil halka yönelik olarak büyük bir katliama girişti, ayrıca 
binlerce kişiyi de Türkiye'nin değişik yörelerine sürdü. Bu arada çok sayıda Kürt yurtseveri 
sınırları aştı ve komşu ülkelere sığındı. 

1925 direnişi kırıldı ama Kürt halkı ve Kürt sorunu yerinde duruyordu. Bu yüzden de, devlet, 
Kürdistan' a yığılmış olan büyük askeri güçten yararlanarak başka hedefler vurma peşine 
düştü. Bu amaçla seçilen yerlerin başında ise Dersim geliyordu. Devleti yönetenler, 
başlangıçta Dersim' in tümüne karşı bir askeri saldırıyı düşünürlerken, sonradan çeşitli 
nedenlerle bundan vazgeçerek zamana yayılan bir saldırı ve işgal planı benimsediler. 
Bu plana bağlı olarak seçilen ilk hedef, daha önce de adı geçen Dersim' in güney-batısındaki 
Ali Boğazı ve çevresiydi. Bu yörenin seçilmesi ise elbet nedensiz değildi. Ali Boğazı 
çevresindeki Kozan/Qocan, Şemkan ve Reşikan aşiretleri, yurtsever aşiretlerdi. Bunlar, 
onlarca yıl Osmanlı devletine karşı savaşmış, Mustafa Kemal yönetimine destek vermemiş, 
Koçkiri direnişçileriyle birlikte hareket etmişlerdi. 

Bu nedenledir ki 1926 yılında Türk ordu birlikleri Ali Boğazı' nı kuşatmaya alınca, harekat 

komutanı Mustafa Muğlalı yayınladığı bir bildiride Qozan aşireti için „ Dersim % in yenilmez ve 

Milli kahramanı olarak tanınan aşireti " nitelemesini yapmıştı. 

Yine aynı komutana ait 1 Ekim 1926 tarihli başka bir bildiri deki şu sözler de Türk 

yönetiminin bütün halkı hedef alan soykırımcı niyetlerini açığa vurması bakımından 

önemlidir: 

16 



"Şimdiye kadar melunca hareketlere devam eden, canavarlığın ve haydutluğun timsali olan 
Koçuşağı aşiretinin tedip ve tenkiline kesin surette karar verilmiştir, " deniliyordu. (36) 
Harekat sırasında, Türk ordusu ile söz konusu aşiret mensuplarından oluşan Kürt kuvvetleri 
arasında büyük çatışmalar baş gösterdi. 3 ay sonra ise kış aylarına girildiğinden askeri 
birlikler geri çekilirken, Dersim direnişçileri de terk etmiş oldukları köylerine geri döndüler. 
Daha önce de belirtildiği bu aşiretlerin konuştuğu lehçe kırmancca (Zazaca) idi. 

1930Tara geldiğinde, hedefte bu kez de Erzincan-Plemuriye (Pülümür) yöresi vardı. Yeri 
gelmişken, bu saldırıya gerekçe olarak gösterilen nedenlere kısaca değinmek istiyorum. 
Çünkü bu neden, Türk devletini ve onun Kürt politikasını tanımak bakımından çok belirleyici 
bir yere sahiptir. 

Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 1930 yılında, silahlı bir Kürt direnişinin 

sürdüğü Agıri/Ararat yöresinden geri dönerken, bir süre yolu üzerindeki Erzıngan 

(Erzincan)' da kalıyor ve yöre ile ilgili olarak bir kaç rapor hazırlayıp Başbakan İsmet 

İnönü'ye sunuyor. 18 Eylül 1930 tarihli raporundan bazı bölümler şöyledir: 

„ 1. Erzincan ilindeki incelemelerim sırasında ekonomiyi önemli surette zarara sokan ve bu il 

dahilindeki asayişsizliğin en önemli amillerinden olan Aşkirik, Gurk, Dağbey, Haryi 

köylerinin tedip ve tenkiline zorunluluk olduğunu gördüm. 

(...) 

Bu bakımdan Vilayet bu köylere; vergi ve asker vermelerini, silahlarını teslim etmelerini 

tebliğ ederek, olumsuz bir sonuç alındığı taktirde, bu bölgede çok şımarık bir durum almış 

olan bütün Kürt köylerine bir etki yapmak ve devlet nüfuzunu hakim kılmak için Erzincan a 

nakledilecek bir hava kıtası ile bu köyleri tahrip etmenin uygun olacağı düşüncesindeyim. 

Erzincan merkez ilçesinde 10 000 Kürt vardır. Bunlar Alevilikten faydalanarak mevcut Türk 

köylerini Kürtleştirmeye ve Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Bir kaç sene sonra 

Kürtlüğün Erzincanlı istila edeceğinden endişe edilebilir. Örfen Türk, fakat Alevi olan bir çok 

Türk köyleri Aleviliğin Kürtlüğü ifade ettiği zihniyeti ile ana lisanlarını terk ederek Kürtçe 

konuşmaktadırlar. Bu işe onay ak olan, her şekavete yataklık eden Rusaray, Mitini, Sinciği, 

Kürtkendi, Kelarik köylerinin esaslı bir şekilde kayda tabi tutularak bunlardan gerekenlerin 

Trakya ya nakli ve bu bölgedeki bazı reislerin il merkezinde ve polis nezareti altında ikamet 

ettirilerek emniyete alınmaları gerekmektedir. Türk olan Alevi köylerinin Kürtçe 

konuşmalarına (konuşmalarının engellenmesine M. Ç.) ve Türk dilinin bütün bölgeye 

yayılması için esaslı tedbirler almaya ihtiyaç vardır. 

3. İl bölgesinde bazı memurların Kürt ırkına mensup olduğu bilinmektedir. Örneğin, Erzincan 

sorgu hakimi Pülümürlü Şevki Efendinin Kürtleri himaye ettiği ve geceleri Kürtleri evinde 

topladığı gerçekleşmiştir. Bu adamın her ne şekilde olursa olsun il bölgesi dışına nakline ve 

bu gibi memurlar hakkında da aynı işlemin uygulanmasına lüzum vardır... " (37) 

Fevzi Çakmak' a ait 20 Eylül 1930 tarihli bir diğer yazıda da aynı konu ele alınmaktadır. 

Yazının bir bölümünde şöyle deniliyor: 

„... Kürtlerin muntazam bir sistem dahilinde Türk köylerine yerleşerek Kürtlüğü yaymaya 

çalıştıkları ve aynı zamanda eşkiyaya yataklık ve kılavuzluk ettikleri anlaşılmaktadır. Bu gibi 

muzır ailelerin Türkler arasından çıkartılarak Tırkaya "ya nakilleri, Türklük aleyhine yönelen 

bu kötü maksada karşı en etkili bir tedbir olacaktır. ..." 

'... Pülümür ilçesi ile Erzincan ve Erzurum illerinin tesbit edecekleri bazı bölgelerde kıştan 

önce ciddi ve esaslı tedip hareketinin zaruret olduğu.. " (31). 

Başbakan İnönü tarafından da önerinin benimsenmesi üzerine Türk ordu birlikleri 1930 yılı 

sonbaharında, Pülemiye (Pülümür) yöresinde „tedip" (sindirme) olarak nitelendirilen harekata 

başladılar ve Kürtlerle aralarında yoğun çatışmalar yaşandı. Askeri birlikler, ulaşabildikleri 

yerleşim birimlerini top ve makinali tüfek ateşine tuttular, evleri ateşe verdiler ve bir çok 

sivili katlettiler. Dersindiler, saldırıya direnişle yanıt verdiler ve sadece yöre halkı değil askeri 

17 



birlikler de önemli kayıplar verdiler. Kış mevsimi yaklaşırken birlikler geri çekildiler. Bu 
yörenin Kürtleri de yine Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerdi. 

Bundan 7 yıl sonra artık sıra Dersim' in tamamına gelmişti. Kanımca 1937-38 yıllarında 
Dersim' de yaşananlar hakkında uzun uzadıya açıklama yapmaya gerek yok. Irkçı-sömürgeci 
güçler, yıllarca sürdürdükleri hazırlıkları tamamlar tamamlamaz, ülkemizin bu parçasına karşı 
topyekün bir hücuma kalktılar ve Dersim tarihinin bilinen en büyük katliamını orada 
gerçekleştirdiler. Kuşkusuz, 1937-38 Dersim katliamı, 20. yüzyılda dünyamızda gerçekleşmiş 
olan büyük soykırımlardan biridir. 

Bu soykırım sırasında ve sonrasında, Türk devletini yönetenler, her zamanki gibi iç ve diş 
kamuoyunu aldatmak için yoğun bir propagandaya giriştiler. Onlar elden geldiğince, olayın 
politik yönünü gizlemeye ve onu, sıradan bir asayiş sorunu şeklinde lanse etmeye çalıştılar. 
Türk yönetimine göre, Dersim' de çapulculuk ve haydutluk vardı, devlet buna karşı reform 
çalışmaları yapmak istedi, ancak çıkarları bozulan „feodal ve gerici güçler, reformlara karşı 
çıktılar" ve olaylar bu yüzden meydana geldi. Oysa açıkta bu yola baş vuran devlet, gizli 
belgelerde tam tersini söylüyor, sorunun, Kürt sorununun bir parçası olduğunu itiraf ediyordu. 
Yine Dersim halkının istemlerini yansıtan belgeler de olayın, halkın özgürlük taleplerini 
boğmaya ve onu sindirmeye yönelik planlı bir eylem olduğunu göz önüne sermekteydi. 
Örneğin İngiliz devlet arşivlerinde bulunan 30 Temmuz 1937 tarihli mektubunda hareketin 
lideri durumundaki Sey Rıza, Dersim sourunu ve bu yöre halkımızın mücadelsini, tekil olarak 
ele almıyor, onu Kürt ve Kürdistan davasının bir parçası şeklinde değerlendiriyor. Yine 
Dersim Aşiretleri imzasıyla „Millettler Cemiyeti Umumi Katipliği"ne sunulan 20 Kasım 1937 
tarihli mektupta da sorun tümüyle bu çerçevede ele alınmaktadır. 

1938 yılında Başbakan, daha sonra da Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunmuş olan Celal 
Bayar, anılarında Kürtlere direnişlerine değinirken şunları söylüyor: 

"Şeyh Sait, Bir Kürt Cumhuriyeti kurmak istiyordu. (...) Dersim isyanı, tamamen Kürtlerin 
siyasi düşünceleridir. Bunlar ne anarşisttir, ne şudur, ne budur. Bunlar doğrudan doğruya 
müstakil bir Kürt hükümetini kurmak istiyorlardı. " (38) 

1930 Plemuriye (Pülümür) yöresi hareketi sadece Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlere ait 
bölgeyi kapsıyor iken, 1937-38 harekatı bütün Dersim' e yayılmıştı ve hem Kırmancca 
(Zazaca) hem de Kurmancca konuşan Kürtleri hedef edinmişti. 

Mustafa Kemal'in hayatta olduğu dönemdeki Kürt direnişlerinin sonuncusu olan Dersim 
1937-38 olayının ardından, 1950'lere kadar ki dönem, Kürt yurtsever hareketi bakımından 
tam bir durgunluk dönemi oldu. 1950'li yılların başından itibaren Kürtler yavaş yavaş 
toparlanmaya ve seslerini yükseltmeye başladılar. 

Örneğin, 1959 da Kürtçülük yaptıkları gerekçesiyle 49 Kürt genci tutuklandı ve idam 
talebiyle yargılandılar. Bu davada, Kırmancca (Zazaca) hem de Kurmanca konuşan Kürt 
gençleri birlikteydiler. 

1960'lardan sonra illegal faaliyet gösteren iki Kürt partisi vardı. Bu partilerin en üst düzey 
yöneticileri yani Genel Sekreterleri, Kırmancca ya da Zazaca konuşan Kürtlerdi. Bunlar; KDP 
Genel Sekreteri Sait Elçi ile Faik Bucak, TKDP Genel Sekreteri Sait Kirmızıtoprak idiler. 
Bilindiği gibi Sait Elçi Çewhg (Bingöl), Sait Kirmızıtoprak Dersim, Fait Bucak ise Sewrege 
(Siverek)' nin Kirmanc (Zaza) kürtleriydiler. 

1960'ların sonlarında faaliyete geçen ve esas olarak Üniversiteli Kürt öğrencilerin 
oluşturduğu Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)'nda da farklı bir durum göremiyoruz. 
Yurtsever Kürt gençleri, din ve lehçe farkı olmaksızın bu derneklerin çatısı altında birlikte yer 
aldılar, birlikte mücadele yürüttüler, bilikte işkence gördüler, yargılandılar ve ağır cezalara 
birlikte çarptırıldılar. 

18 



1974'lerden itibaren ise Kürt yurtsever hareketi yeni ve önemli bir sıçrama yapmaya başladı. 
Kürtler, bu dönemde legal ve illegal mücadele alanlarında önemli bir mesafe katettiler. 
Örneğin demkoratik ve kültürel dernekler kurdular, dergiler, kitaplar yayınladılar, sendika ve 
öteki kitle örgütlerinde çalıştılar, kültürel etkinlikler sergilediler, seçimlere katıldılar vs. 

Yine aynı dönemde Avrupa'da ve özellikle de Almanya'da bulunan Kürtler de demokratik, 
kültürel ve politik yönden aktif bi çaba içerisinde oldular; Kürtleri ve Kürt sorununu dış 
kamuoyuna tanıtmak için önemli çalışmalar yaptılar. 

O nedenle de PKK 1984'te silahlı mücadeleyi başlattığını ilan ederken, kitlesel destek 
bulmakta fazla güçlük çekmedi. Çekmedi, çünkü Türk devletinin sınır tanımaz teröründen 
bıkan ve ondan kurtulmak için çıkış yolu arayan, geniş bir yurtsever taban vardı. Silahlı 
nmücadelenin ulaştığı boyut ve ona bağlı olarak ortaya çıkan gelişmeleri ayrıca analiz etmeye 
gerek yok sanıyorum. Kamuoyu olanları biliyor. İster silahlı, isterse silahsız olsun, Kürtler bu 
dönemde de lehçe ve dini inanç farkı gözetmeksizin, omuz omuza birlikte mücadele verdiler, 
bu gün halen de aynı durum devam ediyor. 
Sonuç: 

Kuzey Kürdistan Kürtleri, yaklaşık yüz yıldır kendilerini ezen ulusal zulüm politikasına karşı 
zorlu bir mücadele veriyorlar. Onlar bu yüzden, bu süre içerisinde çok ağır bedeller ödediler, 
büyük acılar çektiler. Başarıya ulaşamadılar ama asla yılmadılar, boyun eğmediler. 

Bu dönem de, Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtlerin göreceli olarak yoğun yaşadıkları 
bölgeler, yukarıda verilen örneklerin de açığa kavuşturduğu gibi, sürekli yurtseverlik 
duygularının en canlı olduğu yöreler arasında yer aW. Kırmancca (Zazaca) konuşan Kürtler, 
yurtsever mücadelede oldukça etkin bir biçimde yer aldılar, kimi önemli direnişlerde ise başı 
çektiler. 

Ama ne yazık ki yabancı boyunduruğuna, ulusal ve dinsel baskı ile sömürüye karşı böylesine 
direnen insanların yaşadığı topraklarda, bu gün kimi yönlerden tam bir kimlik krizi 
yaşanmaktadır. Kırmancca (Zazaca) konuşan halkımızın kimliği, tarihi ve mücadelesi, as4 
olarak 84 yil/k ırkçı ve ,öven devlet terörü ile asimilasyon çabalar/hu yer aldığı, haksız ve 
temelsiz bir saldırı ve inkar kampanyası ile yüz yüzedir. Bu çabalar/h bir sonucu olarak 
Toplumumuzda kendi diline, kültürüne, kimliğine ve atalarının mücadelesine ilgisiz olanlar, 
gözardı edilemeyecek kadar çoklar. Internet sitelerine, festivallere ve toplantılara 
baktığımızda, bu ilgisizliği ya da yabancılaşmayı çok rahatça görebiliriz. Ülkemizde kültür 
festivalleri düzenleniyor ama bir bakıyorsunuz, halkımızın dili ve kültürü neredeyse hiç yok, 
sanki ambargolu. Araştırmaclarımızın ürünlerine bakıyorsunuz, küçünmsenemiycek bir 
bölümü resmi tezcilerin yazdıklar/hn derin etkisindeler. Hikayeler, efsaneler ve tarihi olaylar, 
onların görüşlerine uygun şekilde aktarılıyor. Yerleşim birimleri, doğa, yemek, giysi vs. 
adlarının bile ya türkçeleştirilmiş olanları ya da türkçe uyarlanmış formları veriliyor. Bir 
bakıyorsunuz, dilimizdeki "Çel Kanı" ya da "Çewres Çime" bir ç/rp/da "Kırk Gözeler", 
"Henıye Veyvike" "Gelin Pınarı", "Dewres Gewr" "Beyaz İhtiyar", "Bavaye Bukı " "Büklü 
Baba", "Baxıra Sıpiye" ise "Bağır Baba" oluvermiş. Peki bu yöntem, düpedüz asimilasyona 
destek olmak anlamına gelmiyor mu? Dünyaynın ba,ka yerlerinden özel isimleri aktarırken, 
onlar/ Türkçeye çevirerek mi veriyoruz? Örene©in, Stockolm'u, Kopehagen'ı, Berlin'i ya da 
Moskova'yı anlam itibariyletürkçele,tirerek yazıyor muyuz? Türkçeyi çok güzel kullanabilen 
eli kalem tutanlarımıza bakın! Bunlar içerisinde, kendi ana dillerini rahatça konuşabilen, bir 
paragraflık yazıyı sıkntı çekmeden okuyup yazabilen kaç kişi var acaba? 
inanç ve ibadette durumumuz daha iyi sayimaz. Dün, hangimizin anası babsı güneş ve aya 
bakarken, ziyarete giderken ya da kurban keserken Türkçe ile dua ediyordu? Dualarımız 
kendi dilinizle de©il miydi? 

19 



Bilindiği gibi, Alevilerde kural olarak her halk kendi anadiliyle ibadet eder. Kendini, Türk- 
İslam sentezine adamı,, ba,ka bir deyi,le alevili©i kendisi olmaktan çkartp ona türkçü- 
,eriatçi bir ,ekil vermeyi hedef haline getirmi, olan devlet dedesi İzettin Doğan ve ona 
yanda, Vk edenleri bir kenara btakalalım; bu çizgide olmayan alevi örgütleri bu güne kadar 
Türkçe dışındaki dillerle yapılan ibadeti inceleyen bir eser ortaya koyabildiler mi? Hiç değilse 
o dillerle yapılan duaları merak ettiler mi? Onlar/h kaybolmamas/için herhangi bir adım attılar 
mı? Dindar olursunuz ya da olmazsınız, bu ayrı bir konu; önemli olan bu zengin ve doyum 
olmaz güzellikteki kültür eserlerinin kaybolmaması, gün ışığına çıkması iken Alevi örgütleri 
maalesef bu konuda herhangi bir ciddi bir adım atmadılar. Atmadılar, çünkü bu konuda resmi 
kalıpları aşabilimi, de©iller. Etkin oldukları alanlarda Türkçeyi adeta tek ibadet dili haline 
getirmi, durumdalar. İ,in gerçeğgi, Alevi derneklerinin ezici ço©unlu©unun bu yönden 
Türkiye'deki okullardan farkl/bir yanı yok. Aynı asimilasyoncu karketere sahipler. 
Kimilerinin, Türkçe dışındaki dillere bakışı devletinkiyle çakıştığı için böyle hareket ediyor, 
kimileri ise bu görüşte olmamakla birlikte değişik nedenlerle konuyu görmezlikten geliyorlar. 
Hatta bu iş o kadar ileri gitmiş durumda ki Alevi örgütlerinin çok büyük bir bölümünde 
Kürtçe bir tek söz etmek bile gizli ya da açık tepkilere neden olabiliyor. Bu satırların yazarı 
kendi ana dilinin konuşulmasına "kahramanca" karşı çıkan ama lafa gelince "72 milleti bir ve 
eşit gören" bir hayli Kürt "pir" ya da "dede"yi tanımaktadır. Yüz yıllardır, Alevilerin 
ya,adklar/bir çok yörede, Alevilik ve Kürtlük, halk arasında aynı anlamı ifade ediyor, bir 
di©er deyi,le bu ikisi özede, olarak kabul ediliyorlar. Buna kar,ılık türklük ise müslümanl/kla 
özde,le,tiriliyor ki bu durum, ara,ttmaya dayalı çe,itli çakmalarda ve hatta resmi belgelerde 
de yer almaktadır. Oysa günümüzde küçümsenemiyecek bir Kürt alevi kesimi kendi Kürt 
kimliğinden kaçınmak için "Ben Kürt değilim, Aleviyim" diyebiliyor. Yani bir zorlama ile 
dinsel bir kimlik olan aleviliği etnik bir kimlik şeklinde lanse etmeye kalkışıyor. "Horasan 
Türkü" olmak, aslını inkar etmeyi i, edinmi, kimi Kürt Alevilerin ana sloganlarından biri 
olmaya devam ediyor. Sanki Horasan'da Fars, Kürt, Türk, Belucı gibi halklar birlikte 
ya,amıyorlar ve sanki Horsanlı olan her kes mutlaka türkmü, gibi.. 

Gerek demokrasi ve gerekse Kürt halkMı özgürlük mücadelesinde oldukça etkin olan Kürt 
alevilerin özellikle de Kirmancca (zazaca) konuşan kesimi içerisinde de göze çarpan Kürt 
kimliğinden kaçma eğilimi, genellikle içine kapanma ya da kendi kendini tecrit etme çabas/ile 
birlikte kendini gösteriyor. Geçmişte, Kürtlüğü ile övünen, kendi dilini ve dini inancını terk 
etmeyi reddeden, reddettiği içinde baskı gören, ağır kayıplar veren insanların çocukları ve 
torunları içerisinde, bu gün onların yaptıklarının tam tersini yaparak kendilerine ait olmayan 
kimliklerden medet umanlar/h sayısı, hiç te azımsanır gibi de©il. 

Kendi katillerine sığınarak, onlara övgüler düzerek kurtulma çabası, ulusal ve dinsel baskı 
altındaki halklarda sıkça rastlanan bir sosyolojik bir olgudur ve bizde de yasahanıyor. 

Alevi Kürt kesiminde bunlar olurken, müslüman kesimde hayli yükselmiş olan fanatizm ise 
başka bir yönden tahribata yol açıyor. Müslümanların bu kesimi, dil ve kültür gibi değerlere 
karşı ilgisizdir. Ne, kendi halkının uğradığı ulusal zulüm onlar için önemli sayılır, ne ulusal 
dil ve kültürleri. Onlar için kardeşlik ve eşitlik, kendilerince belirlenen yaşam tarzının her kes 
tarafından bemisemesi, itirazsız ona uymasıdır. Aslında islami gericilikle kemalist gericiliğin 
bu konudaki politikaları aynıdır. Her ikisi de başkalarının dillerine, kültürlerine, kimlik ve 
inançlarına karşı hoşhörüsüzler, diğer bir deyişle çoğulcu değil, tekçidirler. Kendilerine ait 
olan "tek"leri her kese zorla kabul ettirmek, her iki politik akım için de bir idealdir ve bu 
yolda yapmayacakları kötülük yoktur. 

Bu yazı, böl ve yönet politikası mimarlarının çabalarına ya da başka nedenlerle kimliğimize 
ve tarihimize haksızlık eden ve onu yozlaştırmak isteyenlerin uğraşılarına karşın, gerçeği 
insanlarımıza göstermek amacıyla kaleme alındı. Eğer buna bir nebze de olsa katkısı olduysa, 
amacına ulaşmış sayılır. 

20 



Dionotlar: 

1) Parantez içerisindeki form, adların Türkçeleştirilmiş ya da Türkçeye uyarlanmış formudur, 

2) Kürt Aleviler, sadece Kırmancca (Zazaca) konuşanlardan oluşmuyor. Kürtçenin 
Kurmancca lehçesini konuşanlar içerisinde de Alevi dinine mensup olanlar var. Hem de 
ikinciler birincilerden, yani Kurmanc Aleviler, sayısal olarak Kırmanc Alevilerden daha 
fazlalar, 

3) Şair ve tariçi Kürt kadını. Doğu Kürdistan' da, yani İran Kürdistanı ndaki Erdelan Beyleri 
ailesinden. Doğum tarihi 1804 veya 1805, ölüm tarihi ise 1847 ya da 1848, 

4 ) Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Komal Yayınları, Ankara, 
1975, s. 51, 

5) Kemal Badıllı, Türkçe İzahlı Kürtçe Grameri (Kurmancca lehçesi), 1965, s. 6. Aktaran, 
Malmisanıj, Kırd, Kırmanc, Dimili veya Zaza Kürtleri, Deng Yayınları, İstanbul, 1996, s. 8), 

6) ) Türkiye Üzerine Notlar, Sol Yayınları, Ankara 1971. S. 166, 168, 

7) İsmail Beşikçi, Doğu Anadolu' nun Düzeni, Sosoyo-Ekonomik ve Etnik Temeller, 3. 
Basım. c. I, Yurt Kitap-Yayın, 1992, Ankara, s. 191, 

8) Dr. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Halep, 1952, s. 73, 

9) Malmisanıj, age. s. 68, 

10) Malmisanıj, a.g.e, s. 34-35, 

11) Malmisanıj a.g.e. s. 36, 

12) Malmisanıj, age. s. 37-38, 
(13) Malmisanıj, age. s. 41, 

14) Malmisanij, age. s. 61, 

15) Dersim Kürtleri, ZIRGO, Kont Bestujev-Rümin nezareti altında, Sankt-Petersburg, 1863; 
Cilt 1. -Coğrafya Vakıaları, sayfa 5 - 12, Ruşçadan çeviren Sabri Hasoli, Averianov Yuri, 
Munzur Dergisi, Ankara, 22. Sayı, 

16) M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Ani Matbaası, 1952, Hallep, s. 72-73, 

17) Malmisanıj, age. s. 44, 

18) İşak Sunguroğlu, Harput Yollarında, 1958, c. 1. s. 134-135, 

19) Şeref Han, Şerfname, Türkçeye çeviren M. Emin Bozarslan, Deng Yayınları, 1998, 
İstanbul, s. 145, 

20) Şemseddin Sami, Kamûs'ul ATâm, Besinci Cild, Kürdistan Maddesi, Osmanlıcadan 
günümüz Türkçesine çeviren M. Emin Bozarslan, Tarihteki İlk Türkçe Ansiklopedide 
Kürdistan ve Kürdler, Deng Yayınları, 2001, İstanbul, s. 45), 

21) Kazım Karabekir, Kürt Meselesi, Emre Yayınları, 2004, Iistanbul, s. 48 

22) Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal, XVI. Yüzyılda Çemişgezek Saçağı, M.E.B. Yayınları. S. 85, 

23) Necat Birdoğan'dan aktaran Mesut Özcan, Öyküleriyle Dersim Ağıtları-I, Kalan 
Yayınları, 2002, İstanbul, s. 76), 

24) M. Nuri Dersimi, Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım, Özge Yayınları, s. 
34, 1992, Ankara, 

25) Alevi Kürt evliyalardan Kureş'ın soyundan geldiğine inanılan bir aşiret. Kürt Alevilerin 
inancında bu soy, keramet sahibi ve kutsal olarak kabul edilir, „pir" ve „rehber" unvanına 
sahip din adamlarının önemli bir kesimini bu soydan gelenler oluştururlar. Bu 
fonksiyonlarından ötürü de Kureşanlılar hem Osmanlı, hem de Mustafa Kemal döneminde 
(1923-1938) baskı ve katliamdan en çok pay alan kesimlerden biri oldu. Dersim ve çevre 
bölgede, aşiret mensuplarının tamamına yakın bölümü Kırmancca (Zazaca) lehçesini 
konusuhurlar. Yöreyi tanıyan bazı kişilerden edindiğim bilgilere göre ise aşiretin Antep 
yöresindeki kesimi Kurmancca lehçesini konuşmaktadır, 

26) Rusya nın İstanbul Konsolosluğu Belgeleri, 1907-13, Cemile CehTden 
aktaran, K. Burkay, Geçmişten Bugüne Kürtler ve Kürdistan, s. 463, 



21 



27) Munzur Çem, Kule 38ı, Weşanen KOMKAR; 1998, Köln, s. 195, ayrıca Tanıkların 
Diliyle Dersim'38, Peri Yayınları, İstanbul, 1999, s. 164, 

28) K. Karabekir, age. s. 79-103, 

29) K. Karabekir, age. s. 98-99, 

30) K. Karabekir, age. s. 102, 

31) Nuri Dersimi, Hatıratım, Öz-Ge Yayınları, 1992, Ankara, Ekler bölümü, s. 228, Nazmi 
Sevgen'e ait alıntı, 

32) M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, KOMKAR Yayınları, s. 130, 

33) M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, KOMKAR Yayınları, s. 129, 

34) Ali Kemali, Erzincan, Resimli Ay Matbaası, 1932, s. 154, 

35) Nuri Dersimi, Hatıratım, Öz-Ge Yayınları, 1992, Ankara, Ekler bölümü, s. 229-230, 
Tercüman gazetesi 10, 9. 1986" dan yapılan alıntı, 

36) Türkiye Cumhuriyeti nde Ayaklanmalar, Genel Kurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi 
Yayınları, Ankara, 1972, s. 176, 

37) Genelkurmay Başkanlığı a.g.e. s. 351-352, 

38) Nuri Dersimi, Hatıratım, Öz-Ge Yayınları, 1992, Ankara, Ekler bölümü, s. 230 (10. 9. 
1986 tarihli Tercüman gazetesinden yapılan alıntı). 



22